KUŞ GİBİ OLMAK

Sakin bir pazar günü Şevval derin düşüncelere daldı. Eşi Tufan ile iletişimlerinde bazen tıkanıklıklar oluyordu. Şevval konuşmayı ve olayları detaylandırmayı çok severdi. Eşi Tufan ise onun tam tersine çok anlatmazdı. Şevval çok konuşurken, Tufan genelde sessiz kalırdı. Şevval anlatır, Tufan kısa cevaplarla geçiştirirdi. İletişimlerindeki bu tıkanıklık Şevval’i zorlamaya başlamıştı.

-Tufan biliyor musun bugün ne oldu?

-Ne oldu hayatım?

-Bak şimdi… diye başlayan cümleler hep Şevval’indi.

Tufan’a kalsa, senaryo şöyle olmalıydı:

-Tufancığım günün nasıl geçti?

-İyiydi hayatım.

Tamam da bu nasıl bir iyilik haliydi? Anlatılacak başka detaylar yok muydu? Şevval ayrıntılı konuşmayı severken, Tufan için tek kelime yeterliydi. Şevval camdan dışarıyı izlerken neden böyle olduğunu düşünmeye başladı.

O sırada balkona iki farklı kuş kondu. Şevval o kadar dalmıştı ki birden irkildi. Kuşlardan biri beyaz tüylü, gagası hafif kırmızıydı. Diğeri siyah alacalı, biraz daha iriceydi. Kuşlar muhteşem bir uyumla, sırayla ötüyorlardı. Aralarında inanılmaz bir senkronizasyon vardı. Biri tamamen susuyor, diğeri şarkıya başlıyordu. Birinin şakıması daha uzun ve cıvıl cıvıldı. Diğeri ise daha az ötüyor ancak huzur veriyordu.

Dikkati iyice kuşlara doğru yöneldi. Yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu. “Acaba onlar kendi aralarında ne konuşuyorlar? Onlar da anlaşmakta zorluk yaşıyorlar mı?” Şevval bu doğallığı görünce özeleştiri yaptı. Kuşları kendisiyle ve eşiyle özdeşleştirdi. Kuşlardan siyah alacalı olanı Tufan gibi düşündü. Beyaz tüylü kırmızı gagalı kuşta da kendisini gördü. Kendileri kuş olsalar nasıl anlaşırlardı? Bu durum Şevval’i daha da düşündürdü. Aralarındaki bir gerçeği fark etti. Kendisi hep dinlenilmek için Tufan’ı dinliyordu. Tufan’a kırmızı gagalı kuş gibi davranmadığını fark etti. Konuşurken karşıdakine fırsat vermeyip, sonra da konuşmasını beklemek haksızlıktı. Kırmızı gagalı kuş, sabırla alacalı kuşun ötmesini bekliyordu. Aralarında hem bir ahenk hem de bir paylaşım vardı. Gerçek iletişim tek taraflı değildi. Ancak çift taraflı dinleme ve aktarmayla beraber olandı.

İletişimde karşı tarafa müdahale etmemek ne kadar kıymetliydi. Doğada hiçbir zorlama ve müdahale yoktu. Her şey muhteşem bir akıştaydı. Şevval içten içe kuşlara çok imrendi. Aralarında bir sıra ve güçlü bir iletişim vardı. Bu durum biraz da kendine öz eleştiri yapmasına sebep oldu. İnsan ne kadar da aceleciydi. Kuşlar gibi olmak mümkün olabilir miydi? Düşüncelere öyle dalmıştı ki Tufan’ın geldiğini duymadı.

Şevval’in sustuğu nadir anlardandı. Eşinin sessizliğini fark edip merakla nedenini sordu: “Hayatım bugün çok sessizsin, ne oldu?” Şevval gülümseyerek cevapladı; “Yok bir şey, asıl sen anlat, nasılsın?” dedi. Şimdi mikrofon sırası alacalı kuştaydı.

İnsan, gerçekten dinlendiği yerde konuşmayı seçebilir. İletişimde etkiyi arttırmak kendi eksik taraflarını görmekle başlayabilir. Karşı tarafı değiştirerek ilişkideki tıkanıklıklar düzeltilemez. Kişi kendi aşırılıklarını fark edebilirse çok yol kat edebilir. İletişim aslında ahenk içinde birbirine kulak vermektir.

Loading spinner

13 Responses

  1. İnsan hep karşıdakini değiştirmek ister fakat insna kendi aşırılıklarını fark edebilirse iletişimde yol kat eder

  2. “İnsan, gerçekten dinlendiği yerde konuşmayı seçebilir.” Ne çok unutuyoruz bu önemli detayı…

  3. Bizim önce kendimizi anlamaya ihtiyacımız var ancak o zaman karşı tarafı değiştirmek için bu kadar uğraşmayız. Herkes benim istediğim gibi olmak zorunda değil.

  4. İnsan kendinde olmayan güzel bir şeyi kendine kattığında bencillikten de kurtuluyor,bilinci de açılıyor.

  5. Anlaşılmak istediğimiz kadar anlamaya da çalıştığımız da o uyumu yakalayabiliriz. Karşımızdakinin bizim gibi olması isteği ile uğraşmaktan iletişim kurmayı kaçırıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir