Dağların ardından yükselen güneş, sis tabakasını yavaşça dağıtıyordu. Çam iğnelerinin üzerini boncuk boncuk çiğ damlaları parlatıyordu. Vadi, gece boyunca süren sessizliğini rüzgârın hafif dokunuşuyla bozuyordu. Yaprakların hışırtısına ise suyun dingin sesi eşlik ediyordu.
Şeyma, böylesine pırıl pırıl bir sabaha uyandı. Ergenlik çağına yaklaşan iki kızı vardı: Ayşe ve Sena. Aynı anne babanın sevgisiyle aynı evde büyümüşlerdi. Ancak yapıları gece ile gündüz kadar farklıydı. Şeyma, kızlarına güzel bir kahvaltı hazırlayacaktı. İki kızının karakterleri gibi yeme alışkanlıkları da birbirinden farklıydı. Zihninde birbirinden farklı iki menü dönüyordu.
Ayşe, duygularını kolay belli etmeyen, sakin yapılı bir çocuktu. Yeniliklere karşı oldukça temkinli yaklaşırdı. Bir yere gitmek için çoğu zaman ikna edilmesi gerekirdi. Fakat gittiyse de genelde memnun kalırdı. Sena ise hareketli, duygularını anda yaşayan biriydi. Sürekli yenilik peşinde koşan bir yapıya sahipti. Bir gün çok sevdiği bir şeyden ertesi gün vazgeçebilirdi. Sürekli yeni planlar yapma peşindeydi. Kardeşlerin bu farklı mizaçları, zaman zaman anlaşmazlıklara neden oluyordu. Ancak Şeyma, artık hangisinin haklı olduğuna karar vermeye çalışmıyordu. Çünkü ikisinin de dünyaya farklı pencerelerden baktığını anlamıştı. İkisinin de birbirinden öğreneceği çok şey vardı. Bu bakış açısı, Şeyma’yı rahatlatıyordu. Eskiden bir anne olarak böyle düşünemezdi. Ayşe için; “Bu çocuk neden duygularını bu kadar az gösteriyor?” diye hayıflanırdı. Sena’ya bakar, “Bu kadar sosyal ve sevgi dolu olmasını sağlayan ne?” diye düşünürdü.

Şeyma kızlarına baktıkça kendisiyle ablasının farklılıklarını anımsadı. “Muhtemelen annem de bizim hakkımızda benzer şeyler düşünüyordu.” dedi kendi kendine.
Sonra şu sorular zihninde belirmeye başladı:
“İnsan neden çocukluğundan itibaren kendisinden farklı mizaçlarla karşılaşır?”
“Bu farklılıklar, birbirini anlamayı öğrenmek için mi vardır?”
“Karşı tarafı kabul etmek ve anlamak için nerden başlamalı?”
“Farklılıkları öğrenmek, ve sevmek insana neler katabilir?”
Aslında her şey bir merakla başlar.
İnsan soru sordukça cevap aramaya başlar. Cevap aradıkça sebepleri,
sebepleri gördükçe de hayatı anlamlandırır.
Merak etmeyen ve öğrenmeye çalışmayan kişi, hayatı kendi penceresinden görür. Ona göre yalnızca gece vardır ya da yalnızca gündüz… Böyle olunca hayatın sunduğu zenginlikleri fark etmekte zorlaşır.
İnsan, kendi doğrusunu tek doğru zannedebilir. Aslında gece ile gündüz birbirine hiç benzemez. Biri karanlığı, diğeri aydınlığı taşır. Biri sessizliği diğeri hareketliliği barındırır. İkisi de kendi düzeni içinde görevini yerine getirir. Ne gece “Sadece ben varım.” der ne de gündüz. Her biri zamanı geldiğinde ortaya çıkar. Görevini tamamlar ve yerini diğerine bırakır.
Eğer sadece gündüz olsaydı, dinlenme ve sakinlik bilinemezdi. Sadece gece olsaydı yeni başlangıçlar görülemezdi. Oysa, gece hiçbir zaman gündüz olmaya çalışmaz. Gündüz de geceyi değiştirmeye uğraşmaz. İkisi de kendi doğasını korur; fakat birbirine yer açar. İşte gerçek uyumla ‘bir gün’ bu şekilde oluşur.
Gece ve gündüz kadar farklı olup ‘bir’ olabilmek.
İnsan isterse çok güzel ‘Bir’ler oluşturabilir; evinde, işinde sevdikleriyle…
Tüm farklılıklara rağmen nice ’Bir’ler oluşturmak temennisiyle…



16 Responses
Hayata farklı pencereden bakabildiğimiz ölçüde öğrenip gelişebiliyoruz. Yoksa yerimizde sayarız.
Farkı farkedip kendimiz de o farkı uyguladığımızda bambaşka bir öğrenme olmuyor mu?
Gece ve gündüz kadar iki farklının birleşmesi, birliği,bir olabilmesi ne kadar da kıymetli. Hep gündüz olsa yada hep gece… Bir günü anlamlı kılan hem geceydi hem gündüz. İnsandan da beklenen tam olarak bu. İki farklının bir olabilmesi.
Gece ve gündüz kadar farklı olup ‘bir’ olabilmek.. bunun için farklı fark edip uyum gerekiyor heralde
Değiştirmeye çalışmadan yer açabilmek… Gece ile gündüzün uyumu üzerinden insanın kendi içindeki ve çevresindeki dengeleri anlamlandırması çok güzel işlenmiş. Kaleminize sağlık🌹
İnsanın Bir olması ve Bir ler yetiştirmeye çalışması ne güzel…
Kesinlikle. Ve bunu nasıl yapacağını öğrenmesi de çok kıymetli 🌸
FarklılıklarI reddetmeden uyumlanmak hayatında yer açabilmek…
Merak etmeyen ve öğrenmeye çalışmayan kişi, hayatı kendi penceresinden görür. Ona göre yalnızca gece vardır ya da yalnızca gündüz…
Farkı farkedip yön verebilmek ne kadar kıymetli…
Gece gündüzü, gündüz geceyi anlamlı kılıyor.
İkisi de birbirinin varlığıyla anlamını tamamlıyor.
İnsanlarda böyle bambaşka mizaçlar ama hepimiz birbirimizi “bir” yapıyoruz.
Her samimi soru, insanın kendisine açılan bir kapıdır aslında…
Gece ve Gündüz ikiside farklı ama ikiside ihtiyacımız. Farklılıklarımızs gece ve gündüz zıtlığı ile baktığımızda sorun gibi gelen her özelliğin aslında sorun olmadığını anlayabiliriz 🙂
Gece ve gündüzün uyumu. Nasıl da güzel anlatılmış ☺️
Nice farklılıklara rağmen nice Bir’ler olabilmek ve bunu hayatının her yerinde sürdürebilmek ne kıymetli. ☺️
İkisi de birbirine zıt. Ama hayatın içinde her zıddın zıddını anlamlı kılması bu olsa gerek.