
ŞİFAYI KAPMAK
İnsan bazen hayatı, hiç durmadan dönen çark gibi yaşar. Ev, çocuklar, iş ve çevre ile zaman akar gider. Bir iş bitmeden öteki başlar. İnsan da çarkın hızına yetişmek için yorgunluğunu duymamaya çalışır. Ta ki bedeni, o gürültünün içinden sesini duyurana kadar…
Hüsna o sabah yataktan ağrılar içinde kalktı. Geceden beri süren halsizlik, adımlarını ağırlaştırıyordu. Saate bakınca telaşla yatağından doğruldu;
“Zümra, Zülal, hadi kızlar uyanın, geç kaldık!”
Kahvaltıyı hazırlarken bir yandan da kızlarını acele ettiriyordu. Onlar ise her zamanki gibi ağır ağır hazırlanıyorlardı. Arada birbirlerine takılmasalar olmazdı.
- Biraz hızlansanız mı artık! Böyle giderse okula geç kalacaksınız.
- Anne, sen de geç uyandın. Hep bizim yüzümüzdenmiş gibi kızıyorsun.
Hüsna tam cevap verecekken eşi Murat mutfağa girdi. Dağınık tezgâha, yarım kalmış kahvaltıya göz gezdirdi.
“Bu sefer ben sofrayı toparlayayım. Sen hazırlan bu arada, olur mu?
Hüsna “Ben hallederim.” diyecek oldu, durdu. Evdeki işleri çoğu zaman kendisi üstlenirdi. Ama şimdi ağrılarıyla uğraşırken onun yardım teklifini geri çeviremedi. Eşi sofrayı toplarken kızlar da hazırlandı. Evden yine telaşla çıktılar; hiçbir şey bir anda kusursuzlaşmamıştı. Ama o sabah Hüsna, yükünü biraz paylaşabileceğini görmüştü.

İş yerine vardığında, yöneticisi Ahmet Bey ile karşılaştı. Ahmet Bey, işlerin takibini yakından yapardı. Raporlardaki ayrıntıları ve teslim tarihlerini sık sık sorardı. Bu dikkatli takip bazen Hüsna’yı gergin bir hale sokardı. Ama her daim dikkatli bir yöneticiydi ve bugün de hasta olduğunu fark etti. “Geçmiş olsun Hüsna Hanım. Nermin Hanım da kendini iyi hissetmediğini söyledi. Anlaşılan ikiniz de şifayı kaptınız.” dedi.
Hüsna teşekkür edip gülümsedi, masasına geçti. Ama “Şifayı kaptın.” sözü aklında kaldı. İnsan hasta olunca söylenen bu söz ne tuhaftı. Zihninde bir sürü soru dönmeye başladı: “Eskiler bunu söylerken neyi kastetmişti? Hastalık bulaşır gibi şifa da mı kapılırdı? Yoksa insan hastalanınca kendine bakmayı, dinlenmeyi veya yardımı kabul etmeyi yeniden mi öğrenirdi?”
Sabah eşinin yardım teklifini yeniden düşündü. Eşinin yaptıkları bütün pürüzleri çözmemişti. Ama Hüsna’ya bir şeyi hatırlatmıştı: ‘Her şeyi tek başına yapmak zorunda değilsin.’ Kızlarının yavaşlığı onu sabahları kızdırıyordu. Yine de onların telaşsız hâlinde, Hüsna’nın unuttuğu bir sakinlik vardı. Sonra Ahmet Bey’in sıkı iş takibi aklına geldi. Soruları bazen Hüsna’yı gerçekten bunaltıyordu. Ama bu sayede zamanla daha dikkatli planlamayı öğrenmişti. Ahmet Bey’in her yönü ona iyi gelmiyordu. Yine de farklı çalışma biçimleri Hüsna’ya yeni şeyler öğretiyordu.
Belki de “Şifayı kaptın.” sözü, yalnızca hastalığı anlatmıyordu.
Hüsna, o gün şifayı önce ailesinde aradı. Paylaşılabilen bir işte, çocuklarının telaşsızlığında veya eşinin uzattığı yardımda… Şifa aslında her yerde olabilirdi. İş yerinde şifayı, kendisini zorlayan ama esnemeyi öğreten farklılıklarda buldu. Evde kızlarıyla farklıydı, işte yöneticisiyle farklıydı. Aslında detayda bu farklılıklar ona bambaşka şeyler öğretiyordu.
Şifa, her zaman pürüzsüz bir yakınlık demek değildi.
Şifa bazen destek kabul etmekti, bazen de farklılıklardan öğrenmekti. Hüsna’nın ağrıları henüz dinmemişti. Ama artık “Şifayı kaptın” sözünü duyunca, yalnızca hastalığı düşünmeyecekti. Ona destek olanları da onu zorlayanları da hatırlayacaktı.
Çünkü şifa, bazen yakınındakileri fark etmekle başlar.
Bazen de onlara yeniden bakmayı öğrenmekle insanın hayatına girer.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 4 tepki
Yorumlar (3)
Ozlem Ç dedi ki
25 Ekim 2026Şifayı nerde arıyoruz? Yeni bir güncelleme gerekiyor bize :)
Ayşe B. dedi ki
26 Ekim 2026İnsana iyi gelen herşey şifa gibi 👍
Nur Ö. dedi ki
26 Ekim 2026Bazen bizi zorlayan insanlar bile gelişimimize katkı sağlar. Önemli olan her farklılıktan kendimize bir şey katabilmek.🌿
