
YAKIN GÖRÜŞ
Gülay, dolapta yıllanmış ceketine bakarken düşüncelere daldı. O ceketi alalı tam sekiz yıl olmuştu. Çok kıyafet almaz ama aldığını kaliteli alır ve iyi kullanırdı. Gülay’ın on senelik kıyafetleri bile hala giyilebilir durumdaydı.
Gülay’ın hayatında dikkat ettiği çok detaylar vardı. Her zaman dakik olmayı çok severdi. Geç kalmaktan ve geç kalanlardan hoşlanmazdı. Bir arkadaşını davet etse ve söylediği saatte gelmezse hemen arardı. Gittiği resim kursunda da dakik olmaya çalışıyordu. “Kahve molası verelim mi?” teklifi zaman kaybı gibi gelirdi. “Saatinde gidelim, zamanımızı verimli kullanalım.” diye düşünürdü. Dakik olmak, onun için keyifli ve doğru olandı.
Geçen hafta başvuru yaptığı işyerinden olumlu dönüş almıştı. Ertesi gün erken saatte görüşme için ofise çağrıldı. İş başvurusunda görüşme ihtimaline karşı hazırlıklıydı. Kıyafetleri önceden ütülenmiş, hazır şekilde duruyordu. Tedbirli olmak hayatının vazgeçilmez parçasıydı. Bazen çok detaylı düşünmek, durumu karmaşık bir hale sokabiliyordu. Bunu fark etse de diğer türlüsünü yapmak onun için kaostu.
Ertesi gün sabah erkenden kalktı. Akşamdan özenle hazırladığı kıyafeti almak için dolabın kapağını açtı. Bir anda telaşlandı; sağa sola baktı kıyafeti yoktu. “Akşam hazırladım, burada olması gerekiyor.” Sesi yükselirken hareketleri hızlanmaya ve vücuduna sıcaklık basmaya başladı. “Nasıl olur buraya asmıştım. Yok, yok hayır almış olamaz. Daha onu bir hafta önce uyardım, bunu yapmış olamaz.“

Gülay dolabın önünde öylece kalakaldı. Kumdan bir kalenin dağılması gibi olduğu yere oturdu. Gülay'ın kız kardeşi Seniha, ablasının kıyafetlerini giymeyi ve süslenmeyi çok severdi. Gülay ise bu durumdan çok rahatsız olurdu. Çünkü kıyafetlerine gösterdiği özeni kardeşinde bulamazdı. Gülay’ın kendini toparlayıp tekrar bir kıyafet ayarlaması gerekiyordu. Bütün tadı tuzu kaçmıştı ama görüşme saati de yaklaşıyordu. Bir yandan gömleğini ütülüyor bir yandan söylenmeye devam ediyordu. Görüşme yerine erken gitmeyi planlamıştı ama artık geç kalabilirdi. Görüşmeye ucu ucuna yetişse de keyfi kaçmıştı. Neyse ki görüşmesi güzel geçmişti.
Eve döndü ve hemen üstünü değiştirdi. Biraz hava almak için dışarıya çıkacaktı. Tam kapıya doğru ilerliyordu ki Seniha karşısındaydı. Gülay öylece kaldı, Seniha hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Baştan aşağıya doğru Seniha’ya baktı. Ayakkabısına varana kadar üzerindeki her şey Gülay’ındı. Kardeşiyle kıyafet sorununu bir türlü çözemiyordu:
- Sana kaç defa kıyafetlerimi alma dedim? Bugün senin yüzünden iş görüşmesine zor yetiştim! Kıyafetlerimi izin almadan kullanamazsın? Ben bu kıyafetleri her zaman kullanmıyorum ve sadece özel zamanlarda tercih ediyorum. Sen bunları almışsın okula giderken diyorsun. Hem izin almıyorsun, hem günlük giyiyorsun. Bir de üstüne dikkatli kullanmıyorsun.
- Abla sanki biraz abartmıyor musun? Tüm kardeşler birbirlerinin kıyafetini giyer.
- Seniha seni son kez uyarıyorum; asla kıyafetlerimi izinsiz alma!
Seniha, Gülay’ın tam zıddı bir yapıdaydı. Gülay daha sakindi, Seniha daha neşeliydi. Gülay daha tedbirliyken, Seniha hayatı akışında yaşardı. Evde bir tartışma olduğunda Gülay onun etkisinden hemen çıkamazdı. Seniha ise az sonra arkadaşıyla telefonda şen kahkahalarla konuşabilirdi. Gülay bu kadar farklı olmalarına anlam veremiyordu. Bu farklılıktan yakınsa da uzun süre göremediğinde onu arardı. Seniha olmadığında ev sessizleşir, o geldiğinde de neşelenirdi.
Hayat insanı esneyemediği yerden kırıyordu.
Hangi konuda katı davranıyorsa, hayat insanı oradan sınıyordu. İnsanın hayatı kocaman bir tablo gibiydi. Güzel bir eser çıkarabilmek için fırçayı bastırmadan, boyayı ezmeden yumuşak ve akıcı hareketlerle uygulamak gerekliydi. Farklı renkler kullanmak eseri ve hayatı zenginleştirirken, çerçevesi ise ona bütünlük katıyordu.
Gülay o kıyamayıp giymediği ceketine baktı. Kenarında tiftiklenmiş, kopacak gibi duran iplikleri gördü. Her ne kadar dikkat etse de ceketin bir ömrü vardı. İnsanın da, ilişkilerinin de bir ömrü olduğunu hatırladı. İlişkide olduğu insanlar, farklı olsa da aslında değerliydiler. Kıyafetler için gösterdiği özeni düşündü. “Aynı özeni hayatımızdaki insanlar için de göstermeliyiz.” diye geçirdi içinden.
Aslında hayat ikisini de dengeye getirmek için zorluyordu. Seniha’nın daha düzenli olmaya ihtiyacı vardı. Sınırları olmadığı için ilişkilerinde genelde üzülen taraf oluyordu. Gülay ise tam düzen insanıydı ve hayatına insanları çok zor alıyordu. Hayatın yanı başına koyduğu insanlara çok dikkat etmek gerekir. En çok duyarsız kalınan insanlar en yakında olanlardır. Oysa en yakınlar, görmek isteyene çok şey öğretebilir ve gerçek bir ayna tutabilir.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (26)
Emine K... dedi ki
24 Eylül 2026"Hayat insanı esneyemediği yerden kırıyordu." şu cümle o kadar çok şey barındırıyor ki...
Büşra Bayrak dedi ki
25 Eylül 2026Her evin bir senihası bir gülayı var sanki😁
Ayşe B. dedi ki
27 Eylül 2026Evettt ;)
Büşra nur K. dedi ki
25 Eylül 2026her ilişkinin bir süresi var eşyaların olduğu gibi.. ne doğru bir tespit🌿
Sevim A. dedi ki
25 Eylül 2026Birbirinden farklı özellikler gösteren insanları anlamak onlarla anlaşabilmek zor. Hele bu kardeş olunca daha da zor aynı evin içinde iki farklı dünya sanki. Yanıbaşımızda olduğuna göre birbirimize katacaklarımız birbirimizden öğreneceklerimizde bir o kadar kıymetli olsa gerek.
Yağmur dedi ki
25 Eylül 2026Hayat insana mesajı var.
" Esneyemediğin yere dikkat et" :)S. Arslan dedi ki
25 Eylül 2026İnsan kendinden farklı insanlarla karşılaştığında onu hayatının sorunu olarak görebiliyor oysa kimse hayatımıza boşuna girmiyor. Dert zannettiğimiz şeyler dermanımız olabiliyor. 💐
Firuze dedi ki
25 Eylül 2026Nekadar samimi ve bizden bir yazı🥰
Özden Sarı dedi ki
26 Eylül 2026Bir taraf çok sinirliyken öbür tarafın rahatlığı insanı çıldırtıyor. Biri için bir dünya meselesi diğeri için ne var ki bunda yemedik işte al. Umursamazlık. Hep çıldıran tarafta olduğum için iyi bilirim.
A. Neslihan D. dedi ki
26 Eylül 2026Hepimiz farklı konularda hassas daha özenli olabiliyoruz. Gerçekten bu özeni karşımızdaki insana da göstermiş olsak sorunlarımız azalacak...
Ayşe B. dedi ki
27 Eylül 2026İnsan esneyemediği yerden kırılıyor.
Demet K. dedi ki
7 Ekim 2026Esneyebildiği yerlerde de ne kadar güçleniyor...
Halime Cetin dedi ki
28 Eylül 2026Kardeşimle kendimi gördüm☺️ Hem giyer hemde giymedim derdi.
RD dedi ki
28 Eylül 2026İnsan hayatı, zamanı kendi kontrol ediyor zannediyor,böyle olunca her şey yolunda olacak diye düşünüyor ama hayat insanı en çokta oralardan sınıyor.
Ilknur K. dedi ki
28 Eylül 2026Ömrü dolan eşyaların yerine yenisi gelebiliyor ama ömrü dolan insanın yenisi gelmiyor. Farklılıklarımıza rağmen ilişkilerimizin kıymetini bilmek gerek.
Sera Öz dedi ki
1 Ekim 2026İnsanın o insanlara karşı keşkesiz yaşayabilmesi lazım
N.G dedi ki
29 Eylül 2026Tedbir dakik olmak ve dahası konfor belki ama dakik olamadığında gelen o huzursuzluk tam bir kaos. İşte orada esniyor olabilmek çok kıymetli
Sera Öz dedi ki
1 Ekim 2026İnsanın ihtiyacı olanı görebilmesi ne büyük konfor 🤗
Gülfem A dedi ki
3 Ekim 2026Hemde çok büyük konfor
Şira dedi ki
1 Ekim 2026Gülay şükretmeli ki en azından Seniha onun eşyalarını başkasına hediye etmiyor. 😀 gerçekten optimumda değilsek zıddımız absürt şekillerde bizi zorlayabiliyor...
Feyza Ç. dedi ki
1 Ekim 2026Yazının başlığı neden "Yakın Görüş" diye düşündüm önce. Okuduktan sonra "Bak bak biraz yakından bak. Belki o zaman gıcık olduğun o insandan öğrenmen gerekeni görebilirsin." diyordu yazı sanki :)
Sevgi Ç. dedi ki
3 Ekim 2026İyi ki farklı insanlar karşımıza çıkıyor. Bize kattıkları her şey için çok şanslıyız aslında bazen fark etmesekte 🙂
Pınar Ç. dedi ki
3 Ekim 2026Evvetttt özen, insanın farklılığınada gosterilmeli ifadesine bayıldım👌🤌👏
Derya ü dedi ki
4 Ekim 2026Keşke soruyu sorun haline getirmesek :)
Nur Ö. dedi ki
5 Ekim 2026Bazen kendi doğrularımıza fazla bağlı kalmak ilişkilerimizi zorlaştırabilir. Farklılıkları kabul etmek ve gerektiğinde esneyebilmek hayatı daha güzel ve kolay kılar.
Deniz y. dedi ki
10 Ekim 2026Hayat insanı esneyemediği yerden kırıyordu… Daha nasıl anlatılabilir ki🥹
