Didem pencerenin önüne oturmuş, bahçedeki çiçeklerin karla buluşmasını seyrediyordu. Bahçesi adeta bir kartpostal gibi görünüyordu. Bir yanda kulağında kaynayan çayın sesi vardı. Evin sıcaklığı bedenini, bahçesinin görüntüsü de yüreğini ısıtmıştı. Bu manzara karşısında hayranlıkla iç geçirdi.
Kalabalık bir ailede büyümüştü ve tüm kardeşler yine baba evinde toplanmışlardı. Pencerenin önünde, birden çocukluk zamanlarını hatırladı ve tebessüm etti. Hepsi aynı anne ve babanın çocuklarıyken birbirlerinden bu kadar farklı olmalarına çok şaşırıyordı. Kardeşleri ile aynı odayı, hatta aynı dolabı paylaşmışlardı. Didem, düzenli olmayı ve düzeninin korunmasını severdi. Dolaptan iki çekmece ona aitti ve tüm dolabın en düzenli alanıydı. Kardeşi Betül, onun tam zıddıydı. Dağınık yaşar ve o düzensizlikten rahatsız olmazdı. Didem, dolabın ona ait bölümünü karıştırmasına hiç dayanamazdı. İki kardeş, sürekli odanın dağılmasından dolayı tartışırlardı.
Betül, bir türlü Didem gibi düzenli olamazdı. İlginç olan şu ki, ne nerde çok iyi bilirdi. Kendine has bir düzeni olduğunu iddia ederdi. Didem gülümsedi ve kendi kendine; “Kendine has o düzenini hiç anlayamayacağım galiba. Yok yok kendine has kaosu düzen olarak pazarlıyor.” dedi.

Kardeşiyle olan bu farklılıklarını düşünmek keyifli gelmişti. Hatıralarla kar tanelerine tekrar baktı. İzlediği kar tanelerinde de farklılıklar var mıydı acaba? Sahi, bu kadar benzemelerine rağmen neden farklı olmasındı? Doğaya bakınca da her şey zaten birbirinden farklı değil miydi? Kar taneleri de birbirinden farklı olmasa, hepsi başka yere düşmezdi.
Bahçesindeki çiçekler bile birbirinden farklıydı. Kışa daha dayanıklı olan çiçekler, çok ilgi istemiyordu. Ama begonvilleri için özel, daha mineralli ve volkanik toprak almıştı. Karda donmaması, toprağı sıcak tutması için güzelce poşete sarmıştı. Yani toprağın sıcaklığı, nemi bile farklı farklı olmalıydı.
Ağaçlar da farklı farklı değil miydi? Bazıları karın altında bile yemyeşil kalabiliyordu. Bazıları ise kış gelmeden yapraklarını döküp kendini korumaya alıyordu. Her biri birbirinden nasıl da farklıydı. Kimisi karlar altında mücadeleci, kimisi ise çok narin ve kırılgandı. Dört mevsim çiçek açanı da vardı, hiç çiçek açmayanı da…
İnsanlar da böyleydi; bazıları çok hassas ve dışarıdan çok etkileniyordu. Bazıları için ise sadece kendinin ne düşündüğü önemliydi. Bazıları hep önüne bakarken, bazıları geçmişten sıyrılamıyordu. Bu detayları fark etmek Didem’i mutlu etmişti.
İnsan kendini, etrafındakileri, ona yakın ya da uzak olanları detayda düşünmeli ve farkı fark edebilmeliydi. İnsanları birbirine karşı anlayışlı yapan şey farkı fark etmeleriydi.
Dışarıdaki kar tanelerini izlerken neler düşmüştü aklına… Betül gibi, ondan ve birbirinden farklı binlerce kar tanesi düştü sanki. Birbirine değmeden, çarpmadan süzülüyorlardı. Didem, zihnindeki derin düşüncelerden birden kardeşinin sesiyle sıyrıldı:
“Abla, her yerde seni arıyorum! Bak bizim Esma’lar buraya geliyor. Az önce telefon ettim yakındaymış, hemen eve davet ettim.”
Didem derin bir iç çekti:
“Bir insan hiç mi plan yapmazdı. Yoldan geçeni yatıya kalsın diye tutabilirdi. Betül’ün de böyle herkesle muhabbeti sevme huyu var. Ancak bir de planlı yapsa şu programlarını. Neyse şu bahçedeki çiçeklerin bile ayrı huyları var.” dedi ve hemen hazırlıklara başladı. Ne de olsa insanlar da farklı farklıydı ve bu farklılıklara alışmalıydı.
Çok güzel geçen gecenin sonunda, “Evet, Esma’lar iyi ki geldiler.” dedi. Çünkü Didem’e kalsa günler önceden hazırlanması gerekecekti.
Bahçesindeki güzellikler onu nerelere götürmüştü. Kardeşini anlamaya çalışınca hayat da ona keyifli bir akşam sunmuştu. Zaten mesele birbirini anlamaya çalışmakta değil miydi? Herkesin başka bir huyu, başka bir özelliği vardı.
Tıpkı bahçesinde farklı farklı renkte açan çiçekler gibi…



15 Responses
Evet, farklılıklarımızı fark etmek ve kabul etmek ilişkilerin en temel şartı…
Gerçekten karşımızda ki insanların bizde olmayan özelliklerini kabul etmeye başladığımızda çok güzel ve unutamayacağımız hislere girebiliyoruz❣
Farklılığı kabul ettiğinde insanın yüzünde bir gülümseme oluşuyor. Kabulle başlayan süreç, hoş görü ve çözümle devam ediyor🫠
Bakış açısı ne kadar önemli… Bahçeye bakıp farklılıkları görmek, kabul edebilmek ne güzel 🙂
Hepimizin bahçesinde kim bilir ne güzellikler var. Fark edebilmek aslında bizleri daha anlayışlı yapacak…
Her farklılığın bize anlattığı bir şey var. Mesele farkedebilmek ve kabul etmek… Gerisi geliyor 🌹
Asıl mesele o detay farka kadar görebilmek. İşte o zaman hayat hem güzel hem kolaylaşıyor.
Farkı fark etmek ve bunu avantaja çevirmek insanın nörolojisini rahatlatıyor…
İyi ki bizden farklı kişiler var 🙂
Mesele birbirini anlamaya çalışmakta. Farkı fark ettiğimizde ve buna uyum gösterdiğimizde hayat kalitemiz de artıyor.
Bir indanı anlamaya başladıktan sonra ne kadar rahatlıyorum. Anlamadığımda içşmdeki ses durmadan onun hakkında negatif konuşuyor. Ama bütün gün … Bu aslında bana çok yük oluyor. Ama anlarsam neyi neden yaptığını o ses susuyor ben de rahatluyorum🙂oh be diyorum sustu.
İnsan yazıyı okuyunca meğerse problem dediğimiz üzerinde bu kadar zaman kaybettiğimiz şeyin bir farklılıktan kaynaklandığını anlıyor. Bu farkı fark ettiğimizde ve yönetilebilir olduğunu anlayınca, diğer sorularımızın çözümünde çok iyi bir motivasyon oluyor.
Günün sonunda farklılıkları bilmek, anlamaya çalışmak, farklılıkların neden kaynaklandığını düşünmek ilişkileri ve hayatı kolaylaştırıyor…
İnsan anlamaya başladıkça hem bakışı hem ilişkileri değişiyor. Herkesin farklı olduğunu kabul edince her şey daha da kolaylaşıyor aslında. İnsana çok şey hissettiren bir yazı olmuş. 👏🏻
Bir evde farklı farklı kişilerle birarada olmak, onlarla beraber büyümek. Hayatın ta kendisi gibi geldi bana. 🤗 Kardeşler den birisi sanki gelecekti eşim, öbürü patronum, diğeri müşterim, birisi çocuğum…ilerde karşılaşacağım insanların tanıtımı gibi. 🫢