Rümeysa için hafta sonu çok yoğun geçmişti. Bugün artık dinlenmeli ve mutlaka keyifli bir şeyler yapmalıydı. Yaptığı kahve yarım kalmış, buz gibi olmuştu. Yanına koyduğu renkli çikolatalar da hala duruyordu. Kapının çalmasıyla birdenbire kendine geldi. “Nasıl da uyuyakalmışım…” diyerek koştu, kapıyı açtı. Karşısında her zaman paketlerini getiren o gözlüklü kargocu vardı.
– Kusura bakmayın uyuyakalmışım, çok beklediniz mi?
– Sıkıntı yok ablacığım, bir kez çaldım hemen açtınız. Bu sefer aylık dergilerinizi getirdim.
Oğlu için abone olduğu dergi gelmişti. Bu ayki dergi kapağında kocaman bir kartal fotoğrafı vardı. “Ne kadar da ihtişamlı görünüyor. Eskiden ne severdim böyle bilgilendirici dergiler okumayı…”diye geçirdi içinden. Derginin sayfalarını çevirdi, sayfaların kokusu bile onu cezbetmişti. Kartal fotoğraflarının olduğu sayfaya gelince durdu ve okumaya başladı.
Kartallar, yoğun sosyal gruplar kurmazlar. Belirli bir bölgeye bağlı yaşarlar ve bölgelerini diğer kartallara karşı korurlar. Bu nedenle yalnız olmayı tercih ederler. Keskin gözleri sayesinde çok uzak mesafeleri görebilirler. Sürüye ihtiyaç duymadan kendi besinlerini rahatlıkla bulabilirler. Ebeveyn kartallar, yavrularını uçma ve avlanma konusunda eğitirler. Bu eğitim dışında kartallar genellikle yalnız avlanırlar.
“Ne kadar güzel bir yazıymış. Kartal deyip geçiyoruz ama hakkında bilmediğimiz neler var. Böyle içerikli yazılar okumayı özlemişim.” Hevesle daha da okumak istedi. O sırada akşamın yaklaştığını fark etti. “Nasıl olsa akşam yemeğini hazırladım. Öncesinde biraz yürüyüş yapsam hiç fena olmaz” diyerek dışarı çıktı.
Yürümeye başlayalı on dakika olmuştu. Gökyüzünde muhteşem bir manzara vardı. Rümeysa gökyüzündeki ahenge kayıtsız kalamadı: “Yüzlerce sığırcık kuşu, ne güzel dans ediyorlar! Nasıl da birbirlerine çarpmadan şekilden şekle giriyorlar?” dedi kendince.

Güneşin batışı, gökyüzünün kızıllaşması ve kuşların uçuşması harika bir manzara oluşturmuştu. “İyi ki çıkmışım yürüyüşe…” diye geçirdi içinden. Kuşlar önce V çiziyorlar, sonra mantar şeklini alıyorlardı. Bazen futbol topuna, bazen gelin duvağına benzer şekle giriyorlardı. Birbirlerini engellemedikleri gibi, hiç çarpışma da yaşamıyorlardı. Adeta bir dans koreografisi sergiliyorlardı. Bu güzel görüntünün ardında yırtıcı kuşlardan da korunuyorlardı.
Rümeysa yürürken bir yandan da kuşlara bakıp düşüncelere dalmıştı.
“Ben de sığırcık kuşları gibiyim. Birlikte hareket etmeyi daha çok seviyorum; kalabalık aileyi seviyorum. Arkadaşlarımla birlikte yemek yemeyi, birlikte gezmeyi, tatile gitmeyi… Onlarla birlikteyken hep daha mutluyum. Kalabalık olunca her şeyin keyfi çıkıyor, eğlenceli oluyor. Yalnız kalmayı hiç ama hiç sevmiyorum…”
Sonra eşi Mehmet aklına geldi, iç sesi devam ediyordu:
“Ne kadar farklıyız Mehmet’le; o hiç benim gibi değil. Tam tersi bireyselliği daha çok tercih eder. Tıpkı dergide okuduğum kartallar gibi… Hayatına fazla insan almayı sevmez.”
Mehmet için sınırlar çok önemliydi. Çocuğuna odaya izin alarak girilmesini o öğretmişti. Kalabalıktan pek hoşlanmaz, birkaç kişilik sakin hayatı tercih ederdi. Eşine de bazen; “Az insan çok huzur, boş ver toplama insanları.” derdi.
Mehmet’in bu özelliği Rümeysa için zor bir durumdu. Rümeysa’nın kolektif yaşam tercihi de Mehmet’in pek hoşuna gitmiyordu. Hayat onları bir araya getirmişti. Aslında birbirlerinden öğrenmeleri gereken şeyler vardı.
Rümeysa, doğaya bakıp kuşları izleyerek kendi hayatından ve ilişkilerinden çıkarım yapabilmişti. Fırtınada ayakta kalabilen ağaçlar, esnemeyi becerebilenlerdir. İnsan bazen kartallar gibi, bazen sığırcık kuşları gibi olabilmelidir. Mesele nerde nasıl olması gerektiğini bilebilmekten geçer. Hayatın içinde hep bireysel veya hep kolektif yaşanamayacağı sonucuna vardı. Bir düğünde veya bayram yemeğinde kalabalıkla birlikte olmak gerekebilir. Ama ders çalışırken veya önemli bir kararın son aşamasında ise bireysel olabilmeli.
Farklılıkları, doğru zamanda ve doğru yerde bir strateji olarak kullanabilmeli.
Ve insan, hayatını dengeye getirebilmek için kendinde olmayanı kendine katmalı. Sadece kartallar ve sığırcık kuşları insana aslında neler öğretebilir…
Peki, sen hangi kuşsun?
Kanatlarını nerde, nasıl açmalısın?


