EVLİLİĞİN ‘BİRAZ’I

“Evlilik, iki insanın sadece hayatlarını birleştirdiği bir adım değildir. Aynı zamanda iki ailenin, iki geçmişin ve iki geleceğin birleştiği bir köprüdür. Bu köprü ile ortak bir yolculuk başlamış olur.  Bu yolculukta bazen sular bazen sakindir, bazen de fırtınalar yaşanır. Dolayısıyla bu köprüde bazen sallantılar olur. ”

Bu satırlar Sibel’in dikkatini çekti. Kitabını yavaşça kapatıp düşünmeye başladı. Karşı koltukta oturan kocası Mert’e baktı. Aynı evde yaşıyorlar, aynı yemekleri yiyorlar ve aynı sabaha uyanıyorlardı. Buna rağmen birbirlerinden farklı dünyaları vardı.

İkisinin de evlilik hayatına bakışları tamamen farklıydı. Biri, evi yaşayan bir “Sistem” olarak görüyordu. Diğeri ise “Yaşanılası bir yer” olarak tanımlıyordu. Çoğu ev de böyle değil miydi? Farklı insanların yaşadığı küçük topluluklardan oluşmuyor muydu? Peki, Sibel ile Mert’in hayatı nasıldı?

Sibel için hayatta düzen ve netlik olmalıydı.  Çoraplar yan yana durmalı ve anahtar yerine asılmalıydı. Tabaklar, kaşıklar, bardaklar hepsinin yeri ayrı olmalıydı. Hatta bulaşık makinesi bile belli bir düzende yerleştirilmeliydi. Mert içinse hayat daha esnekti. Çoraplar tek kalabilir, anahtar yerine asılmasa da olurdu. Bulaşık makinesi de ‘sığdığı kadar’ doldurulabilirdi.

Bu farklılıklar, özellikle sabah güne başlarken daha da belirginleşirdi. Sibel, alarm çalar çalmaz uyanır ve akşamdan hazırladığı kıyafetlerini giyerdi. Evden vakitlice çıkar, işine asla geç kalmazdı. Bir sonraki adım hep planlıydı. Mert ise; alarmı kapatıp beş dakika daha uyumak isterdi. Fakat o beş dakika, asla beş dakika olarak kalmazdı. Ne giyeceğini önceden belirlemediği için, eline geçeni giyip çıkardı. Doğaçlama yaşamak tam ona göreydi. Mert kesinlikle plansız planların adamıydı.

Bir yere gidilecekken Sibel; “Saat kaçta çıkarız?” diye sorardı. Mert asla net konuşmaz; “Birazdan hayatım.” diye cevap verirdi. ‘Birazdan’ kelimesi evlilik literatüründe süresi belli olmayan bir kavramdı.

Bu kadar farklılığa rağmen ilginç olan bir durum vardı. Sibel ve Mert, bu farklılıkları sayesinde birbirlerini diri tutuyorlardı. Biri düzeni sağlıyordu, diğeri esneyerek gerginliği alıyordu. Biri; “Kesinlikle böyle olması lazım!” diye diretiyordu. Diğeri “Şöyle de yapsak olur aslında.” diyerek ortamı yumuşatıyordu.

Her ilişkide zamanla dönüşüm başlar.

Düzen seven, bazen dağınıklığa göz yumar. Düzeni umursamayan bir süre sonra dağınıklıktan rahatsız olmaya başlar. Evlilik belki de tam olarak budur. Bir taraf sistemi kurarken, diğeri sistemi yaşanır hale getirir. Ve ‘birazdan’ kavramının süresi, söylenmese de anlaşılır hale gelir. Farklılıklar iki tarafı da besler yetiştirir ve dengeye getirir. Böylece insanlar, yapbozun parçaları gibi birbirini tamamlayarak ilişkilerini yürütürler.

Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir