Bütün gün yağan yağmur dinmiş, toprak ve deniz kokusu birbirine karışmıştı. Bulutların arasından sızan bahar güneşi, iş merkezinin cam cephelerinde kırılarak çoğalmıştı. Denizle gökyüzünün birbirine karıştığı noktada beliren gökkuşağı dikkatini çekti. Renkler yan yana duruyor, biri diğerini gölgelemiyordu. Furkan, bu manzarayı izlerken çalıştığı ofisi düşünmeye başladı. Aynı binada, aynı masalarda ve aynı projede çalışan insanların anlaşmakta neden zorlandığını merak etti.
Furkan, şef pozisyonunda çalışıyordu. İşlerin düzenli ilerlemesini sever, netlik arardı. Bir işin doğru yapılıp yapılmadığını anlamak için çizelgeyle çalışırdı. Tablolar ve yıllara göre gelişimi gösteren grafikler, Furkan için bir yol haritasıydı.
Elif, ekipteki en konuşkan kişiydi. Toplantılarda söz almayı sever ve ses tonuyla karşısındakini ikna etmeye çalışırdı. Bazen konuşulmayan ama tonlama ve vurgu ile hissedilenler onun için çok önemliydi. Bir şeyin “nasıl” söylendiğine bakar ve o kararın doğru mu yanlış mı olduğunu anlardı. Düşüncelerini uzun uzun anlatmaktan yorulmaz ve karşıdakinin de kestirip atmadan, detaylı konuşmasını isterdi.
Mert ise daha sessiz kalmayı tercih ederdi. Ortamdaki havayı hemen hissederek etkilenirdi. Konuşmaktan hoşlanmadığı için, toplantılarda pek söz almazdı. Ağırkanlı görünse de uygulamada gayet pratikti. “Az laf çok iş” cümlesi, Mert için söylenmişti.

Bir hafta sonra önemli bir proje sunumu vardı ve bu toplantıya birlikte hazırlanıyorlardı.
Furkan, proje sorumlusuydu ve çok titizleniyordu. Dosyaları incelerken gerildi ve “Bu dosyalar hâlâ neden tamamlanmadı?” dedi.
Elif, Furkan’ın sesindeki sertliği hemen fark etmiş ve yüzü asılmıştı.
Elif, “Bakalım hemen! Ama bu şekilde konuşunca problem çözülmeyecek değil mi?” dedi. Biraz sitemli, biraz da olgun bir tonlamayla Furkan’ı sakinleştirme çabasındaydı.
Mert ise tartışmalar uzadıkça sandalyeden aşağı doğru kayıyordu. “Anlaşılan bir şeyler yolunda gitmiyor! Ortamdaki gerginlik kolumdaki tüyleri titretiyor.” diye içinden geçirdi.
Furkan, toplantı sunumunu yetersiz bulmuştu. Verileri yansıtan grafikler, sayıların görselleştirilmiş hali ve tablolar yetersiz diye problem çıkarıyordu. Zaten bu bilgileri anlatacaklarını düşünen Elif, dayanamayıp konuştu:
“Her şeyi tablolarla, grafiklerle ölçüp insanları ikna edemeyiz. Karşımızdakiler zaten makine değil, insan. Konuşarak, iletişim kurarak durumumuzu gayet iyi anlatabiliriz.”
Furkan dosyayı kapattı: “Ama somut bir şey göremiyorsak ve gösteremiyorsak ilerleyemeyiz değil mi?”
Mert sakin bir tonlamayla araya girdi. “Bu şekilde çalışmak hepimizi yorar ve enerjimizi düşürür. Sonuçta çalışmalar yapılmış, somut bir şekilde iş ortaya konmuş. İkinizin de dediklerinin olması şart değil.”
O an odada bir durgunluk oldu. Kimse haksız değildi ama kimse diğerini gerçekten anlamıyordu. Herkesin aynı hedefe bakmasına ve aynı şeyi istemesine rağmen farklı tepkiler çıkmıştı.
Furkan, denk geldiği gökkuşağını izlerken zihninden bu yaşananlar geçiyordu. O an fark etti ki; problem ekipteki insanların farklı olması değildi. Bu farklılıkların fark etmeden yok sayılmasıydı. Ertesi gün ekip arkadaşlarıyla toplantı hazırlığı için bir konuşma yaptı. Birileri için çok önemli görülen detaylar olabilirdi. Ancak bu detayların önemi diğerleri için aynı düzeyde olmayabilirdi. Herkesin kendini rahat ifade edeceği şekilde raporlama ve sunum yapabileceğini söyledi. Böylece optimuma yakın bir sunum ortaya çıkabilecekti. Toplantı provasında gündemi sakin bir şekilde başlattı. Herkesin konuşması için alan açtı. Elif’in sözünü kesmedi, dikkatle dinledi ve detayda sorular sordu. Mert’i hareketlendirmek için işin uygulamasıyla ilgili sorular sordu. Elif daha kıvamında konuşmaya gayret etti. Sunumdaki tablolara ve grafiklere atıf yaptı. Mert zorlansa da düşüncelerini kısa cümlelerle paylaşmaya başladı. Furkan da çok detaya girmeyen ve durumu özetleyen grafiklerini paylaştı.
Elbette her şey bir anda düzelmedi. Üç kişilik bu ekip, artık çatışmaları kişisel algılamıyordu. Aynı dili konuşmasalar da aynı işi yapabiliyorlardı. Toplantı günü gelip, proje teslim edildiğinde Furkan şöyle söyledi:
“Biz farklı olduğumuz için zorlandık sanıyordum. Meğer bu farklılıklar bizi geliştiriyor ve işimizi kolaylaştırıyormuş.”
Elif gülümsedi, Mert derin bir nefes aldı. Ofiste artık sessiz bir uyum vardı. Tıpkı gökkuşağı gibi… Renkler birbirine benzemiyordu ama birlikteyken anlamlı bir bütün ortaya çıkıyordu.



22 Responses
İnsan bir iş ve karar sürecinde kendi verdiği tepkiler neyse herkesin de öyle tepkiler vermesini isteyebilir. Oysa bir nefes alıp karşı tarafı gerçekten anlamaya başlayınca çok şey değişir. Çünkü insanı anlayışlı ve hoşgörülü yapan herkesin kendinden farklı olduğunu kabul etmesiyle başladığını bilir.
Tek başına bir renk gökkuşağında olduğu kadar güzel durmuyor gerçekten tıpkı insanlar gibi..
Zenginliğin çok çeşitte olduğunu, tek çeşitte olmadığını, tıpkı her canlının, her bitkinin, her hayvanın ve her insanın tek tip değil, çeşit çeşit, renk renk, farklı farklı özelliklerini görünce Gökkuşağı görmüş gibi, Yağmur sonrası toprak kokusunu içine çekmiş gibi, bir keklik kuşunun yavrusuna yem getirdiğinde yavrusunun çıkardığı sesi hisseder gibi hissediyorsun… çeşitlilik insana huzur veriyor.
Aynı işi yapmak için aynı olmak gerekmez, farklılıklarla aynı şeyleri yapabilmekte marifet değil mi? Çeşitlilik gerçekten insana ne çok şey öğretiyor.
O rengi öne çıkaran aslında ilişiğindeki renkler değil mi
Farklılıklarımızı gökkuşağı ile ne de güzel anlatmışsınız.
İnsanlarda o farklılıkların farkına önce kendisinden başlayınca bor Gökkuşağından daha güzel görüntüleri olabilir mi? Ne dersiniz?
Farklılıklar aslında bize iyi gelir. Biraz fark etsek nasıl da takılmak yerine geliştireceğimiz yönlerimizi fark edeceğiz.
Keşke iş hayatındaki herkes bu farklılıkları yönetebilse. O zaman işler iş yerinde güzelce bitirilir, zihinlerdeki yorgunluklar eve taşınmazdı…
Her rengin tonu, yeri ve parlaklığı farklıdır ama hepsi bir araya geldiğinde ortaya büyüleyici bir güzellik çıkar. Tıpkı insanlar gibi…
İş yerindeki karmaşa aslında çok basitmiş. Mesele farklılıkların farkında olabilmekmiş.
Çeşitliliğe uyumlu olmak zor gibi görünüyor ama etraflıca bir bütün oluşuyor, keyiflide oluyor..
Gökkuşağındaki renkler gibi hakikaten insanlar, renkli renkli…faklı davranışlar farklı tercihler farklı beceriler. Çeşitlilik tabi ki güzel, birbiriyle uyumlu olduklarında daha da güzel…
Bir ekibin ekip olabilmesi için de farklı dinamikten insanların olması gerekmez mi? Aynı olanlarla gelişmekte zorlanırken, farklılığı fark edip ona hitap ettiğinde gelişir, başarıya ulaşır insanlar🌿
Bu yazı bize şunu gösteriyor: Aynı hedefe bakan insanların aynı şekilde düşünmesi gerekmez. Farklı renkler yan yana durabildiğinde ortaya gerçekten güçlü bir bütün çıkar.
Gökkuşağı ne güzel bir benzetme olmuş. Hepimiz birbirimizden farklıyız ancak uyumlu olduğundan ortaya çok güzel şeyler çıkabilir…
Herkesin renginin birbirine büründüğü ne güzel bir sistem, tıpkı doğada olduğu gibi🍃
Her insanın iyi yapabildiği şeyler vardır. Her insan da her işi iyi yapamaz. Bu farklılıkları anlamaya çalışıp kabul edersek yaptığı.ız işler de daha verimli olmaya başlar. İlişkilerimiz de daha kaliteli olur.
Ailede, işte, okulda bu farklılılarla sürekli karşılaşıyoruz. Farklı olmanın değil bunu yönetememenin sorunları çözdüğünü anlayınca kalite heryerde artıyor.
Tıpkı renkler gibi hayatımızda birleşince, birinin yapamadığını diğeri tamamlayınca ortaya güzel bir resim çıkıyor 🌈
Karşımızdakileri özellikle de çalışma hayatımızdaki kişileri anlamaya çalışmak nasıl da kıymetli. Herkes bizim gibi bakmayabilir olaylara, farklı fikirler ve çözümler sunabilirler. Bu bizim için nir avantajdır aslında. Kimi zaman bizim göremediğimizi onlar duyabilir ya da hissedebilir 😉
Merve A.
Aynı toleransı iş gibi tüm süreçlerimizde göserebilsek.. gerilemek yerine ilerliyor olucak tüm ilişkilerimiz