FARKLIYIM, FARKLISIN, FARKLI

Figen’in yıllardır hayalini kurduğu o gün nihayet gelmişti. İkiz bebeklerini ilk kez kucağına alacaktı. Hastaneye giderken yoldaki yoğun trafikten bile rahatsız değildi. Onları karnında taşıdığı bu son anların tadını çıkarmak istiyordu. Eşi ondan daha çok heyecanlıydı. Sonunda beklenen zaman gelmişti; yavrularına kavuşacaktı. Ameliyathaneden çıkan doktor; “Gözünüz aydın, bebekler de anne de çok iyiler.” dedi. Ağlama sesleri Figen’in kulağına bir melodi gibi gelmişti.  İçini tarifsiz bir sevinç kaplamıştı. Bu an, hayatının en unutulmaz başlangıçlarından biri olacaktı. Ancak bu mutluluk dolu anlar, beraberinde yeni sorumluluklar getirecekti. Birkaç gün içinde sağlıkla hastaneden çıkmışlardı.

Hastane sonrası zorlu bir süreç başlamıştı. Zaman, bebeklerin hayata alışma çabaları ve Figen’in anneliğe uyum süreciyle hızla akıp gitmişti. Aylar geçtikçe bebekler yürümeye, koşmaya ve konuşmaya başladılar. Figen, zamanla fark ettiği bazı detaylar karşısında düşünmeye başlamıştı. İkisi aynı koşullarda büyüyorlardı, aynı sevgiyi, aynı ilgiyi görüyordu. Buna rağmen davranışları birbirinden belirgin şekilde farklıydı.

Figen’in zihninde sorular dönüp duruyordu: “Koşullar değişmemesine rağmen neden bu kadar farklılar?” Birinin güldüğüne diğeri tepkisiz kalıyordu. Biri ortada dans ederken diğeri sessizce oyuncağına sarılıyordu. Biri durmadan konuşuyor, diğeri oyuncaklarıyla saatlerce sessizce oynuyordu. Uykuya dalış şekilleri, uyku süreleri bile aynı değildi. Figen bu duruma biraz şaşırmıştı. Bir yandan da çocuklarını dikkatle gözlemliyordu.

Bu farkındalık, onun için yeni bir bakış açısı oluşturmuştu. Daha sonra çevresindeki insanları düşündü. Kimi hareketli ve konuşkan, kimi sakin ve yavaştı. Kimi sevgisini sarılarak gösterir, kimi mesafeli dururdu. Bazıları konuşmayı o kadar severdi ki karşısındaki susmasını beklerdi. Bazılarından ise kelimeleri adeta cımbızla almak gerekirdi.

Figen, çocuklarına baktığında bu farklılıkların doğuştan geldiğini açıkça görmüştü. İkisi de farklı davranışlar ve potansiyellerle dünyaya gelmişti. Bu durum, hayata bakışlarını ve tepkilerini doğal olarak farklılaştırıyordu.  İnsanlardaki bu çeşitlilik artık ona tuhaf gelmiyordu.

Aynı manzaraya, aynı olaya bakan kişiler çok başka algılayabiliyordu. Denizler, ağaçlar, çiçekler ve hayvanlar çeşitlilik içinde uyumla var oluyordu. Hayatın devamı için bu çeşitlilik içindeki uyum önemliydi.

Farklılıklarımızı nasıl yönetebiliriz?

Figen artık önemli bir gerçeği biliyordu. Önce farkı fark etmek gerekiyordu. Sonra ise farklı olana uyum sağlamak… Ailesi için “Farklılıklarımızı nasıl yönetebiliriz?” sorusunun peşine düştü. O bir anneydi ve elinden gelenin en iyisini yaparak çocuklarını yetiştirmeye kararlıydı. Yetiştirmenin, onlarla güzel ilişki kurmanın yolu kabul etmekten geçiyordu.

Loading spinner

4 Responses

  1. Aynı tarlada aynı şekilde sulanan bakımları aynı şekilde yapılan bitkiler bile birbirinden çokca farkliyken insan nasıl aynı olsun 🙂

  2. Doğa bize her gün çeşitliliği gösteriyor.
    İnsanlara gelince neden herkesi aynı kalıba sığdırmaya çalışıyoruz acaba? 😁
    Hatırlatıcı ikna edici bir yazı olmuş 👏🏻

  3. Ne birbirinin aynısı ki insanlar da aynı olsun?
    Farklılıklar olmasa insan kendinde olmayanın nasıl farkına varır, nasıl kendini geliştirir?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir