Hayatta her an bir hareket vardır. Suyun, güneşin, ayın, bitkinin ve hatta toprağın bile hareketi vardır. Birinin hareketi diğerinden daha yavaş veya daha hızlı olabilir. Derelerin bazısı öyle ağır akar ki hareket etmiyormuş gibi görünür. Bazısı o kadar hızlıdır ki, çağlarcasına akar gider. Bazı bitkiler hızla büyüyüp olgunlaşırken, bazıları daha uzun sürede büyüyüp boy verir. Bazı hayvanlar çok hızlı hareket ederken bazıları çok yavaş davranır. Bir martının hızı ile bir penguenin hızı bir değildir. Ama ikisi de avcı hayvanlardır.
Peki, doğada böyle iken insanda durum nasıldır?
Nergis, her sabah olduğu gibi oğlunun ayakkabılarını bağlamasını bekliyordu. Doruk ayakkabı bağlamayı öğrenmişti ama olması gerekenden yavaştı. Tıpkı yapması gereken diğer işlerdeki gibi… Yemek yerken ağzındaki lokmayı dakikalarca çiğniyordu. Okula hazırlık süresi normal bir çocuğun iki katıydı. Kıyafetlerini değiştirme süresi ayrı uzun, kahvaltısı ayrı uzundu.

Nergis sürekli “Hadi oğlum! Çabuk ol yavrum…” derken buluyordu kendini. Oğlunun yavaş hareketleri onu endişelendiriyordu. Okul hayatı başlamıştı ve çocuğunun başarılı olabileceğinden şüpheliydi. O gün, oğlunun ilk veli toplantısı vardı ve bu durumu öğretmeniyle görüşecekti. Evde böyleyse kim bilir okulda nasıldı? Toplantının sonunda öğretmenine konuyu açtı:
– Yasemin Hanım Doruk’un yavaşlığı sizi de zorluyor mu? Derslerde de algısı düşük, derse katılımı yavaş mı? Ödevlerini yaptırırken, okula hazırlanırken ve günlük birçok işte çok zorlanıyoruz. Kim bilir siz nasıl uğraşıyorsunuz?
Yasemin öğretmen Nergis Hanım’ın kaygısını yerinde buluyordu. Olayın farkında olduğunu hissettiren bir ses tonuyla:
– Nergis Hanım, Doruk’un okul süreci gayet iyi gidiyor ve o başarılı bir öğrenci. Her çocuğun hızı birbirinden farklıdır. Doruk belki birilerine göre yavaş olabilir. Ancak birilerine göre daha iyi olduğu konular da var. Her çocuğun doğuştan getirdiği özellikleri farklıdır. Dolayısıyla akademik olarak ilerlemeleri de farklı olur.
Peki, insan farkı fark ettiğinde bakış açısı nasıl değişir?
Toplantı sonrasında Nergis’i düşünceli bir hal almıştı. Oğlunda problem olarak gördüğü durum, öğretmeni için gayet normaldi. Kendisiyle de yüzleştiği bir andı. “Ortada bir sorun yoksa tahammülsüz olan ben miyim? Kendi çocuğumu gerçekten tanımıyor olabilir miyim?” diye düşündü. Bu düşüncelerle evine döndü.
Akşamüstü Doruk, kapının önünde yine yavaş yavaş bağcıklarını çözüyordu. Bu defa Nergis “Hadi oğlum!” demedi. Onun yerine onu izlemeyi denedi.
Doruk:
– Anne, burası ne güzel kokuyor, parfümünü mü değiştirdin?
Nergis gülümsedi, çünkü bunu fark eden ilk kişi oğluydu. Oğlunu gerçekten tanımadığını daha iyi anladı. Şimdiye kadar onu tanımadığı için bu kadar telaşlı ve sabırsız davrandığını fark etti. Bir insanın yavaş olması onun “başarısız” veya hızlı olması da “başarılı” olacağı anlamına gelmezdi. Kendisinin hızlı olması kim bilir oğlunda nasıl bir izlenim bırakıyordu? Meselenin aslında kendisiyle ilgili olduğunu kavramıştı. Yaptığı ilk şey oğlunun bu farkını kabul etmek oldu. Çünkü insan farkı fark etmeden ve kabul etmeden ilişkilerinde uyumu yakalayamazdı.
İlişkilerinde farklılıklarla uyumlanan insanın tavırları yapıcı olur. Farklılığı anlamak, dün kızılan şeylere bugün tebessüm ettirir. İletişim tarzındaki tıkanıklıklar tek tek açılmaya başlar ve anlaşılmak tüm ilişkilerin şifası olur.



27 Responses
İlişkilerde farkı fark etmek sabrı, tebessümü artıran bağları sıkılaştıran bir durum.
Bende oğullarımla kendimi buldum yazıda…
Halbuki o farkların hepsi o kadar güzel ki 🌺 iyi ki varlar….
Evettt. herkesin aklına bir şeyler gelmiştir herlahde. Ben de bizim oğlan çok hareketli yerinde durmuyor hiperaktif diye doktora götürmüştüm:) Değilmiş. Sadece benim gibi olmadığını anladım.
“Farklılığı anlamak, dün kızılan şeylere bugün tebessüm ettirir.” tam olarak bu ifade :))))
Umuyorum ki bir çok kişi sonunda Nergis gibi farklılıkları fark eder… 🙂
Aslında baştaki gibi doğada da her canlı birbirinden farklı ve uyum içinde yaşıyorlar. Etrafımızdan öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki…
İnsan karşı tarafın farklılığını kabul edip, “ya ne kadar yavaş bu diye soracağına”, bir kez dönüp kendine, ” ben neden bukadar hızlıyım” diye sorsa? Yada tam zıddı da olabilir. Ben neden çok konuşuyorum? Ben neden çok susuyorum? Ben neden yavaşım? gibi soruları kendine yöneltince o farklılığı görmeye, duymaya, hissetmeye başlıyor. Bende nezaman soruyu kendime sordum, aynadaki ile yüzleştim.
Bu bakış açısı gerçekten iyi geliyor. O farklı. Kabul et 🙂 sonra gör bakalım işler nasıl da değişiyor…
Tüm problemlerin gizli çözümü gibi :))
Her insanın kendine özel bir parmak izi var, bu doğrultuda her insanın kendini özel yapan güzel bir farkı var
İyi yanlarımızı fark ettiğimizde ilişkiler daha güzel ilerliyor değil mi?
Hakikaten farklılıkları anlamak ilişkilerin gerçek iyileşicisidir.
İyileştirmek ne güzel güzel bir kelime olmuş. İlişkileri yargılardan uzak tutup iyileştirmeye çalışmak farklılıkları kabul edip fark etmekle başlıyor
İnsanın gözünün önüne çocukları yeğenleri geliyor. Bilmeyince problem mi var diye düşünmeden edemiyor.. oysa her çocuk her insan birbirinden farklı.
“Kabul et ve devam et” harika bir strateji gerçekten.
Çok tanıdık gelen bir hikaye 😊 eğitime katıldığımda öğrendiğim bilgilerdendi farklılıkların aslında bir problem olmadığı.
Doğadaki her varlığın hızı farklıyken, insandan tek tip bir tempo beklemek haksızlık. Bu yazı, sabrın aslında karşıdakini değiştirmek değil, onu anlamaya cesaret etmek olduğunu hatırlatıyor. Farklılığı sorun değil de zenginlik olarak görebildiğimizde ilişkiler de iyileşiyor.
Yaşarken zor gelse de farklılıklarımız kıymetini sebebini öğrenince anlıyoruz. Aslında nasıl büyük zenginlik…
İçinde hiçbir kötü niyet barındırmadan yaptığımız bazı davranışlar aslında karşımızdakine ne kadar büyük haksızlık oluyormuş. Bir anne evladının kötülüğünü ister mi? Ama tanımayınca, gerçekten ‘iyi’lik nedir bilmeyince işler karışıyor. Umarım hepimiz hem kendimizi hem evlatlarımızı gerçek anlamda tanıyabiliriz…
Hayatta hiçbir şey yok ki farklılık ve benzerlikleri olmasın, bunları fark edip, kabul edip, yönetebilir olmak uyumu sağlayan🍃
İnsan karşısındaki kişinin de kendisi gibi olduğunu zanneder. Ama her insan bir değildir. Bir nergis ile bir gül aynı olmadığı gibi. Eğer bu farklılıklar olmasaydı öğrenebilir miydik?
İnsan kendisi gibi olmayanda kendinde olanın ve olmayanın farkına varır.
Farklılığı anlamak, dün kızılan şeylere bugün tebessüm ettirir:):) Evvet,,, çekilmez olanlar çekilmeye başlar, konunun kendisiyle ilgili olmadığını anlar ilişkilerinde konfor sağlar. İnsanı tanımak farklılık yaratır..
Erken konuşan çok akıllı olmadığı gibi geç konuşan sorunlu olmuyor. Çok hareketli olan hiperaktif olmadığı gibi hareketli olmayanda çok uslu olmuyor. Yazıda kendi hızımın bir başkasının normaline nasıl zor geldiğini anladım. Hızlı yada yavaşlık meselesi değil aslında. Yerine göre uyumlu olma dengede olmak önemli olan🦋
Nasıl da zulmediyoruz bilmediğimizde 🙁 İnsan tanıdık özellikler arıyor hep… Bu özellikler yoksa onda sorun var diye bakabiliyor. Oysaki herkes aynı olmak zorunda değil…
Martı ile penguen ikisi de farklı özelliklere sahiptir. Ama nihayetinde ikisi de avcıdır. En etkilendiğim kısım buydu.
Herkes bir hayat yaşıyor ama farklı şekillerde. Ama nihayetinde yaşıyor.
Önemli olan dengeyi bulabilmek. Hızlının yavaşlamaya, yavaş olanın hızlanmaya ihtiyacı olan durumlar var. Ama bir uçtan bir uca değil tabii ki.
Dengede hız da yavaşlık da güzel.
Kesinlikle katılıyorum hepsi ayrı ayrı sahip olunan güzel özellikler. Aradaki denge bozulduğunda ve bir de farklı olanı kabul etmediğimizde sorunlar yaşamaya başlıyoruz. Kabul edip kıvamında yani dengede hareket etmek önemli olan 🙂
Böyle farklılıkların ne olduğunu ve neden yavaş olduğunu anlayan bir öğretmene denk gelmek herkesin hayalidir. Annenin hayatına dolunmuş ve bakış açısını değiştirmiş💕
Farklılıklarımızı kabul etmek o farkı farkedebılmek ve bununla uyumlu hale gelebılmek,tamda bütün mesele bu.