BİLMEK YÖN VEREBİLMEKTİR

Sabah güneşi ortalığı ısıtmaya başlamıştı. Çiçekler çoktan açmış, hayvanlar dolaşmaya, kuşlar ötüşmeye başlamıştı. Nazlı, güneş tüm ihtişamıyla yüzüne vurunca uyandı. Yatağın içinde döndü, gerindi ve saatine uzandı. 

“Ne, saat 11:00 mi? Nasıl bu kadar çok uyuyabildim?” dedi telaşla. 

Nazlı çiçeği burnunda bir gelindi. Evleneli henüz birkaç ay olmuştu. Bayram için eşi Emrah’ın köyüne gelmişlerdi. Daha önce köyde hiç kalmamış, günü birlik gelip gitmişti. Telaşla mutfağa gitti, kimseyi göremeyince şaşırdı. Merakla eşine ve kayınvalidesine seslendi. 

“Nazlıcığım günaydın, aşağıdayız haydi gel.” dedi Emrah.

Bahçedeki büyük ağacın gölgesinde oturuyorlardı. Terli alınlarını silerken, ne kadar yoruldukları belli oluyordu.  Yaklaştıkça olan biteni anlamaya çalışıyordu. Çömlekleri ve taşın altındaki peyniri gördü. Bidonlardaki sütler, sepetlerdeki üzümler ve kazanlar da ortaydı. Leğendeki hamur da gözünden kaçmamıştı. Nazlı şaşkınlıkla etrafına bakmaya devam etti.

“Tüm bunları ben uyurken mi yaptınız?” diye sordu eşine.

“Evet, canım.” diyerek gülümsedi Emrah.

Yolda eşiyle konuşmaları aklına geldi. Emrah, köy işlerinin zorluğundan bahsetmiş ve Nazlı’ya yapmak zorunda olmadığını belirtmişti. Nazlı ise; “Ne kadar zor olabilir ki?” diye düşünmüştü. Fakat bu kadar çok iş olacağını da düşünmemişti. Derin bir nefes alıp, ağacın gölgesine yöneldi ve kayınvalidesini kısık sesle selamladı.

–   Hayırlı sabahlar anne, kolay gelsin.

–   Sağ ol kızım, nasıl dinlenebildin mi?

Eşi Emrah muzip bir şekilde hemen araya girdi. “Sen de yapmak ister misin canım? Eldiven kullanabilirsin, hem de ellerin tahriş olmaz” dedi. Nazlı bu teklife ne diyeceğini bilemedi. Fakat “Tabii neden olmasın, yapmak isterim.” cümlesi ağzından çıkıverdi.

Emrah gülümseyerek saydı: “Sütleri yayığa koyup, peynirleri çömleklere basabilirsin. Ya da istersen üzümleri ezebilirsin. Veya balkonda kardeşim Elif’le yufka açabilirsin. İstersen mutfakta öğle yemeğine tereyağlı pilav yapabilirsin.” 

Nazlı eşini dinlerken bir an; “Şaka yapıyor herhalde.” diye düşündü. Bu kadar işin aynı anda yapılması mümkün değildi. Önce peynire uzandı ama çömleğe sığdıramadı. “En iyisi üzüm ezeyim.” dedi. Çizmeleri giydi, ezmeye başladı fakat her yeri şıra oldu.“Yayık yapayım o zaman.”diyerek yeni bir işe geçti. Sütleri koydu, salladı, salladı ama yine sonuç alamadı.  “Bir de yufka açayım, onu yapabilirim. Daha önce annemle yapmıştım.” diye düşündü. Yufkaları pişirmeye görümcesi Elif’in yanına gitti. Açtığı yufka kalın oldu, pişirince dışı yandı, içi çiğ kaldı. 

“Pilav yapayım en azından, hiçbir şey olmadı.” diye iç geçirerek mutfağa gitti. Kahvaltıda yediği peynirin, pekmezin, yufkanın yapımını hiç bilmediğini düşündü. Tam pilav yapmaya hazırlanmışken, Elif kocaman bir karpuzla geldi.  “Yenge, bunu da doğrayalım, sulu sulu yeriz.”dedi. 

Hayatta Her Şeyin Bir Yöntemi Vardır

Nazlı karpuza uzun uzun baktı. Nasıl keseceğini bilemedi. Birkaç yerinden kesti ama dilimleyemedi. “Bir karpuzu bile doğrayamadım, oysa işyerinde işlerimi sırayla yapardım. Köyde işler hiç beklediğim gibi gitmiyor.” diye söylendi. Emrah’a gidip anlatmaya başladı;

– Peyniri basamadım, sütü yayamadım, üzüm ezerken üzerimi batırdım. Yufkayı denedim o da olmadı. Meğer karpuz kesmeyi hiç denememişim, sadece pilav yapabildim.

–  Nazlıcığım, hayatta her şeyin bir yöntemi var. Pilav pişirmenin, süt sağmanın ve hatta karpuz kesmenin bile bir yöntemi var. Biz yıllardır bu işleri yapıyoruz. Bu yüzden senden hızlıyız, sen de öğrendikçe pratikleşirsin. Tıpkı birbirimizi tanıdıkça ilişkimizin daha iyi olması gibi. Bu işlerle vakit geçirdikçe deneyimin artar, becerilerin gelişir.

–  Haklısın canım, nişanlıyken geç kalmana kızardım. Sen erken çıkmayı öğrendin, ben sormayı bıraktım. Keşke ilişkilerin de birbirini tanımanın da net bir yöntemi olsa…

Emrah’ın sözleri bitince Nazlı karpuza tekrar baktı. Bu kez nasıl keseceğini değil, nereden başlayacağını biliyordu. Elindeki bıçağı sıkıca kavradı; ilk dilim düzgün olmadı. İkincisi de istediği gibi değildi. Ama üçüncüsü, tam ortadan ikiye ayrıldı.

Bir şeyde iyi olmak için, önce onu tanımak gerekir.

Hayatta her şeyin bir yöntemi vardır. İnsan daha iyi yapmak istediği şeyi detaylı öğrenmelidir. Bu kural; ilişkilerde, ticarette, çocuk yetiştirmede veya bağ-bahçede her yerde geçerlidir. Süreci tanıyan ve neye nasıl tepki vereceğinin yöntemini bulan insan ilişkilerini yönetebilir. İlişkilerini iyi yönetebilen kişinin de hayat kalitesi artar.

Loading spinner

22 Responses

  1. “Bir şeyde iyi olmak için, önce onu tanımak gerekir.” Her konuda geçerli. Yeter ki tanımak gerektiğini kabul edelim

  2. Gayretli bir gelin, destekleyici bir kaynana… Mis gibi deneyim transferi:)
    Nasıl yapacağını merak edince insan öğreniyor.
    İnsanı da merak etmek; neleri sever, nasıl tepki verebilir….

  3. Herkes herşeyi iyi yapmak zorunda değil ama herkes birşeyleri iyi yapabilir. Yeter ki yapmak, tanımak, tanışmak için adım atabilelim.

  4. Insanların birbirini yargılamayıp desteklemesi ne hoş. Üzerine gayret de eklenince süreç nasıl da güzelleşiyor

  5. Öğrenme süreçleri ve hayat.. birbirine geçmiş zincir halkaları gibi. İlişkileri de bir arada tutan şey bu..

  6. “Hayatta her şeyin bir yöntemi vardır.” cümlesi yazının özeti olmuş. Emek vermeden ustalaşmayı beklemek biraz haksızlık oluyor. 😉

  7. Evet aslında çoğu zaman yöntemimiz de sıkıntılar var. O yüzden bir şeylere farklı demek yerine onları tanımak çok kıymetli:)

  8. İnsanın vazgeçmeden, Küçümsemeden, Büyüklenmeden bir işi yapmaya çalışması işin ilmini öğrenerek güzel bir görüntü ve davranış delili ortaya koyması nasıl hoş🦋🩵🌸

  9. Insan tutarlı bilgiyle bir konuda bir yöntem geliştirebiliyor. Ve insan ilişkilerinde tutarlı bilgilere sahip olmak insanı o ilişkide bazı olumsuzlukları tekrar tekrar yaşamaktan koruyor. Özellikle aile içinde olay tekrarını yaşamamak Gerçekten bu tutarlı bilgilerle doğrudan ilişkili bir konu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir