İnsanoğlu yüzyıllardır hayatındaki eksiği arar. Ancak bu eksik tamamlanırsa huzuru bulacağına inanır. Bazıları düzenli ve planlı bir hayat ile bunun olacağını düşünür. Bazıları ise “Hayatın doğaçlama bir akışı vardır.” der ve o akışa göre yaşamak gerektiğini düşünür.
İnsan kendine benzeyen kişileri daha yakın hisseder. Oysaki hayatın içinde zıtlıklar vardır ve bu zıtlıklar dengeyi, huzuru sağlar. İnsanın zıddı, aslında göremediği eksik yanıdır. İşte bu eksik yanını tamamladığında dengeye gelebilir.
– – –
Evin her köşesi özenle düzenlenmişti. Vestiyerdeki terlikler boy boy dizilmiş, mantolar askılara asılmıştı. Salondaki köşeye yerleştirilen bir çiçek, perdelerle uyumlu koltuklar… Hiçbir eşyanın tesadüfen orada durmadığı her hâlinden belliydi. Hoş bir temizlik kokusu ise tüm eve yayılmıştı. Bu düzenin ortasında Ahmet zaman zaman; “Acaba bir kışlada mı yaşıyorum?” diye düşünüyordu. Aslında kışladan tek farkı, üzerinde üniforma yerine pijama olmasıydı. Aşırı düzenli bir eşle yaşamak bazen zor olabiliyordu. Alfabetik sıraya göre dizilmiş baharatlar, mevsimine, renklerine ve dokusuna göre ayrılmış kıyafetler…
Başlarda simetrik duran koltuklar ve parlayan camlar hoşuna gidiyordu. Sürekli mis gibi kokan bir evi kim istemezdi ki? Zaman geçtikçe bu düzene uymaya zorlandığını fark etti. Ahmet, Neşe’yi kendinden farklı olduğu için sevmişti. Neşe, yalnızca eşyalarda değil, yaşam tarzında da düzen severdi. Bir şey yapılacaksa mutlaka önceden planlanmalıydı. Aniden gelen misafirlerden de pek hoşlanmazdı.
Ahmet ‘Burada biri yaşıyor.’ hissi veren o hafif dağınıklığı ve rahatlığı özlüyordu. “Düzen” denilen şey onun için zamanla bir kabusa dönüşmüştü. Neşe ise “Evi Ahmet’in dağınıklığından nasıl koruyabilirim?” diye sürekli tetikteydi. Düzenli bir kadın olmak zaten zordu. Ancak dağınık bir erkekle evli olmak daha da zordu. En çok da Ahmet’in bir yerlere bıraktığı anahtarları ve diğer kişisel eşyaları canını sıkıyordu. Çorapların kendi kendine sepete gitmeyeceğini artık kabullenmişti. Bu kabullenmenin verdiği küçük bir huzuru da yaşamıyor değildi. Bunlara artık takılmıyordu, tabi Ahmet’in ansızın getirdiği misafirler dışında… Getirmemesi gerektiğini bilse de çoğu zaman bunu yapıyordu.

Bir gün mutfaktan çıktığında aniden ışıkların kapatılması Ahmet’i ürkütmüştü. Elinde olmadan; “Hayatım sürekli arkamı toparlaman canımı sıkıyor!” dedi.Küçük bir sitemle başlayan konuşma kısa sürede tartışmaya dönüştü. Neşe, hışımla kendini banyoya attı. Aklından ilk geçen şey yine etrafı toplamaktı. Canı sıkıldığında en çok yaptığı şey buydu. Bu kez hiçbir şeye elini sürmedi. “Her şeyi ben düzeltmek zorunda değilim!” diyerek kendi kendine söylendi.
Ahmet ise tartışmanın etkisi ile salondaki köşesine çekilmişti. Yarı uzanmış halde tavanı seyretti. Sonra, gözleri top şeklinde fırlattığı çoraplarına kaydı. İlk kez o çoraplar ona rahatlık değil, sıkıntı vermişti. Neşe’nin düzen kurma çabasını düşündü. Her şeyi yerli yerinde tutma çabasını… Aslında ikisini de bir arada tutmaya çalıştığını fark etti. Sessizce kalktı, salona gitti ve yerdeki çorabı aldı. Neşe, Ahmet’in bu küçük ve sessiz hareketini fark etti. “Belki de onu biraz anlamalı ve ona alan açmalıyım.” dedi içinden.
– – –
İnsan bazen herkesin kendisine karşı olduğunu düşünür. Çünkü insan çoğu zaman kendinden yanadır. Bu yüzden insan karşısındakinin de kendisine benzemesini ister. Herkesten onun gibi düşünmesini, onun gibi davranmasını bekler. Kendi hassasiyetlerini başkalarının da anlamasını ister. Oysa biraz olsun karşısındakini anlamaya çalışmak, çoğu şeyi değiştirebilir.
Ahmet ve Neşe’de olduğu gibi…
O akşam ev tam anlamıyla düzenli değildi. Ama bu kez ikisi de huzurluydu. Bu, “Seni olduğun gibi kabul ediyorum.” demenin sessiz haliydi. Çünkü beraber atılan adımlar, birlikteliğin sağlam duvarlarını inşa edebilirdi.



26 Responses
Birbirimizi tamamlamayı öğrendiğimizde, ve birbirimizin boyasına boyandığımızda bu işe çözülecek anlaşılan 🙂
Birbirimizin boyasına boyanmak… Ne güzel örnek olmuş. İlişkilerde kaçırdığımiz nokta bu gibi 🙈 umarım bundan sonra daha farklı bakabiliriz ilişkilerimize.
Hayatın her yerinde zıtlık var. İnsan anlaşılmak ister. Bunun için de kendisini nasıl daha iyi ifade edebileceğini yollarını arar. Halbuki anlaşılabilmenin yolu anlamaktan geçer. Karşımızdakinin yaptığı o küçücük farklılığı farkedebiliyor muyuz? Bize göre küçük ama ona göre büyük bir hareket.
Seni olduğun gibi kabul ediyorum, seni öyle seviyorum demenin diğer yolu gibi. Ne de güzel 🥰
karşımızdakı ınsanın huyuyla savşamayı bırakıp evet ya bunun huyu bu ve oyle sevıyorum demek.. huzur burada sanırım.
Akıntıya karşı yüzmeden ilerlemek, akıntıyla uyumlanabilmek ne kıymetli…
Beraber atılan adımlar kabulün ve sevginin göstergesi…
İnsan zihnindeki ideal kişiyle gerçekte ilişki kurduğu kişi arasındaki farktan dolayı problem çıkarıyor aslında…
Ah şu hayal dünyası :))
Herkes benim gibi düşünsün, benim sevdiğimi sevsin ya da bana benzesin diye beklerken mutluluğu kaçırıyor olabilir mi?
Çok samimi ve hayatın içinden bir yazı olmuş. İnsan okurken Ahmet’te de Neşe’de de kendinden bir parça buluyor. Gerçek huzurun, karşımızdakini değiştirmeye çalışmakta değil; anlamaya ve olduğu gibi kabul etmeye çalışmakta olduğunu çok güzel anlatmışsınız. 🌸
Kendimizi ve karşımızdakini tanıdığımızda ben olmaktan çıkıp biz olabiliyoruz
İnsanı değiştirmek değil ona uyumlanınca yan yana yürünür olur hayat 🙂
Biz genelde değiştirmeyi düşünüyoruz. Eşimizi, çocuğumuzu, arkadaşımızı… bizim gibi değillerse onlards sorun var diye bakıyoruz… Farklılıkların sorun olmadığını anladığımızda işler çözülecek sanırım…
Her insanın kendimiz gibi düşünmediğini anlamak ve ona göre hareket etmek ilişkilerimizi rahatlatan bir şey gerçekten.
Birlikte karşılıklı atılan her olumlu adım o bağı güçlendirmenin başka bir yolu aslında
Anlamanın ve farklı birileriyle yaşamış olduğunun farkındalığının insana verdiği huzur…
Ben böyleyim demek yerine, karşındakini de gerçekten tanıyıp ona uyumlanmayı seçmek… zıtlıklarımızla tamam olmak. Ne güzel bir his🦋
“Seni olduğun gibi kabul ediyorum.” denilen ve diyebilen olmak ne güzel 🙂
Yer yer kendimizi “herkesin bakış açısı farklı” derken buluruz. Bu gerçeği dile getirmemize rağmen kabul etmekte zorlanırız. Oysaki farklılıklar bizi geliştirir. Bunu kabul ettiğimiz de farklılıkları yönetebilir hale gelebiliriz.
Kabul ve uyum… Birçok problemin çözümü sanırım…
kabullenmeden mutlu olmak mümkün değil gibi …
Gerçekten sevmenin yolu kabul ve uyumdan geçiyor.. seni olduğun gibi seviyorum, olmanı istediğim gibi değil.. diyebilmek..
Farklılıklarimizla hayatta karşılaştığımız insanlarda iz bırakırız bizden bir pay olur, bizede yakınımızdakilerden bir pay düşer, tatlı ile ekşinin yan yana birbirine verdiği tat gibi 😊
Farklılıklarımızı fark etmeye başladığımızda kabul etmemiz de daha kolay olacak ☺
İlişkilerimizi rekabet zihniyetinden çıkarıp anlayışlı olmaya çalışsak ne çok sorunu halletmiş olurduk…