Apartmanın kapısını son gücüyle iterek içeri girdi. Sadece bir kat çıkacağı merdivenler gözünde büyüdükçe büyümüştü. Hıçkırarak ağlamaktan yorulmuş, iç çekmesini durduramamıştı. Hastanedeki acı çığlıklar hala kulaklarında çınlıyordu. Kapının önüne geldiğinde; “Ama ben böyle anlarda güçlü duramam. İnsan bazen de kendini bırakmalı, acısını akıtmalı.” dedi içinden.
Beren, söylenerek yorgun bir şekilde eve girdi. Montunu çıkaramadan koltuğa çöktü. Gözleri ve burnu kızarmış, saçları dağılmıştı. Teyzelerinin vefat haberi bu sabah gelmişti. Ev sessizdi ama Beren’in içi hiç susmuyordu.
Sibel mutfaktaydı ve kapının çelimsiz açılmasından gelenin Beren olduğunu anladı. Ocağın altını kapattı, çaydanlığı düzeltti. Telefonu elinden düşmüyordu. Kim aradıysa kısa kısa cevaplar verdi. Ne ağladı ne de sesi yükseldi. Yüzü sakin görünüyordu, hareketleri ise yavaş ve netti.
Beren, ablasının bu halini fark ettikçe daha da gerildi. “Nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun?” dedi bir anda. Sesi sert değildi ama doluydu. “Teyzemiz gitti, sen alışveriş listesi yapıyorsun.”
Sibel başını kaldırmadan; “Birilerinin ayakta kalması gerekiyor. Ev kalabalık olacak, insanlar gelecek.” dedi.
Beren içini çekti; “Ben böyle olamam, güçlüymüş gibi davranamam. Acımı içimde tutamıyorum.”
Cenaze evine girdiklerinde fark daha da belirginleşti. Beren, kapıdan girer girmez dağıldı. Sarılan herkese daha sıkı sarıldı ve ağladı. Teyzesinin ne kadar iyi biri olduğunu her sarıldığına anlattı.
Sibel ise kapının yanındaydı. Sandalyeleri çekti, etrafı toparladı. Gelenlerin sorularına cevap verdi. Kimse onun da teyzesi olduğunu ve kayıp yaşadığını düşünmedi.
Beren bir ara dayanamadı. “Sanki senin teyzen değilmiş gibi.” dedi. Sibel bir an durdu. Sonra sessizce cevap verdi: “Şu an hissedersem, yapamam.”
Cenazenin üzerinden bir hafta geçti. Ev yavaş yavaş sakinleşti. Beren yorgundu ama hafiflemişti. Ağlamış, konuşmuş, duygularını da acısını da paylaşmıştı. Acısı onu terk etmese de ağırlığı azalmıştı.
Sibel ise bir sabah uyanmakta zorlandı. Göğsünde bir ağırlık vardı. Teyzesinin mutfağında oturdu ve uzun uzun tezgahın üzerini seyretti. Elindeki bardağı bırakıp, kimse yokken ağlamaya başladı. Sessiz, uzun, derin bir ağlama oldu.
Beren o an anladı. Sibel duyarsız veya çok güçlü değildi, sadece bekletmişti. Acısını saklamış, sanki sırası gelince yaşamak için bekletmişti.

Akşam birlikte otururken, Beren sessizliği bozdu. “Herkes aynı anda ağlamak zorunda değilmiş.” dedi.
Sibel başını salladı. “Ama herkes ağlıyor. Kimi önce, kimi de sonra…”
İkisi de sustu. Teyzelerinin yokluğu aynıydı ama yaslarının zamanı farklıydı.
Her insanın duygularını yaşayış şekli birbirinden farklıdır. Bu, andaki tepkileri de farklı kılar. İnsanın tek bir anına bakarak onun hakkında yargıya varmak haksızlıktır. Bir cenazede en çok ağlayan kişi ölenin en yakını olmayabilir. Ya da en çok üzülen en sakin kalan olabilir. Tıpkı bir düğünde en çok eğlenenin de en sevinen olmadığı gibi.
Herkesin acısını ve sevincini yaşaması da göstermesi de farklıdır. Kimisinin sevinçten içi içine sığmaz, akla hayale sığmayan şeyler yapar. Kimisi ise iyi haberde de kötü haberde de donakalır. Sevinmesi için de üzülmesi için de zamana ihtiyacı vardır. Acı ya da mutluluk, her ne duygu ise bir demlensin ister.
Mesele bu farklılıklar içinde birbirini anlamaktan geçer.
Mesele yargılamadan birbirinin yanında olmaktan geçer.
Mesele bu farklılıkları kabul edip beraber yürümekten geçer.
Çünkü acı da mutluluk da karşıdaki insan anlaşıldığında doğru yaşanır.



26 Responses
İnsanın tek bir anına bakarak yargıya varmak haksızlıktır. Ne güzel anlatılmış. İnsanları çoğu zaman ilk tanışma da etiketliyoruz. Farklı olduğumuzu anlasak çok şey değişecek..
Kim Kimdir bilmek gereksiz kızgınlıkları ve tartışmaları azaltıyor…
Farklılıkları anlayınca hayat anlam kazanmaya başlıyor
İnsan tanıyınca anlaşıldığını ve anladığını yeni fark ediyor..
İnsanlardaki bu farklılıkları anlayamadıkça ön yargılar içinde yaşıyoruz.
Herkes kendi rengiyle farklı ve bu farklılıklarıyla güzel. Esas olan farklı renklerle uyum içerisinde yaşabilmek🌿
Ne kadar güzel anlatmışsınız, yaşadığımız ama izah edemediğimiz duygularımız.
Duygunun dışarıdan görünen hali bizi yanıltabilir. Kimi organize olur, kimi ağlar am ikisi de yas tutar. Önemli olan, birbirimizin farklılığını kabul edip yanında kalabilmektir.
Algılamak , anlamak , yargılamaktan çok çok önemli …
Acılarımızı bile farklı yaşıyoruz aslında. Ne güzel anlatılmış…
Aynı olay, aynı duygular ama farklı tepkiler… Bu durumu anlayıp kabul edebilsek, hayata dair beklenti yönetimini de halledebiliriz değil mi?
Farkı fark edebilmek ne kadar kıymetli, buz dağının ardındakini fark edebilmek için çabalamak sonunda süreci farklılıkları yönetilmeyi sağlıyor🍃
Ne güzel anlatmışsınız, teşekkürler. Farklılıkları anlamak, avantajlarını görebilmek marifet gerçekten. Hem olgunluk hem de sağlıklı ilişkiler kazandırıyor 😉
Her insan karşılaştığı olaylara aynı tepkileri vermiyor. Bunu anladığımızda karşımızdakini suçlamaktan da vazgeçmeye başlarız.
Bu yazı annemin cenazesinde kuzenlerimin tepkilerini yansıtıyor… demekki üzülmüyor değiller… duygulari demleniyor…
Aynı anneden doğsak bile hayattaki tepkilerimiz farklı olabiliyor. Bu da aslında bizi bir sonraki adıma hazırlayan bir süreç gibi geliyor. Denge ne güzel işliyor.
Biryerde zamanın kısalığı ve uzunluğu duygularla ilgili diye bir yazı vardı. Herkesin duygusunu yaşaması, göstermesi farklı olabilir. Bazısı hemen olayın içine girerken, bazısına da kal gelir donup kalır. Ahh bu farklılıklar:)
Aynı olayı yaşamak aynı tepkileri vereceğimiz anlamına gelmiyor. Ama herkes kendi sevincini, acısını, mutluluğunu kendince veriyor.
İnsan karşısındakini tanımadığında tepkiselleşebiliyor. Tanımadan ön yargıda bulunmak insanı incitebilir. Tanıyıp kabul edince daha güzel bir ilişkilerimiz oluyor aslında
Aynı olayı yaşayan iki kardeş, farklı farklı verilen tepkiler…Davranışın sebebini anlayınca sanki zihin rahatlıyor gibi öyle değil mi?
İnsanı anlamanın en iyi yolu farkını anlamak..
Herkes her şeye aynı tepkiyi vermez. Seninle aynı tepkide yada aynı zamanda sevinmiyor üzülmüyor diye bu o kişiyi kötü biri yapmaz.
Gerçekten acıya ve sevince bile ne kadar farklı tepkiler verebiliyor insan. Tepki veremeyen kişi de eminim kendine şaşırıyor, çok çabuk tepki verene bakıp “ben neden böyle değilim?” Diyordur 🙂
İnsan acısını da farklı yaşıyor. Birbirimizi anlamaya çalışmak gerçekten bu farklılıkları fark etmekle başlıyor.
Bizler insanları kendi tepkilerimize göre nasıl da yanlış şekilde yargılıyoruz? Ne acı gerçekten
İnsanların duygularını ifade ediş zamanları bile farklı. Anlayanadığımız yeri aydınlatmış
Problem yaşadığımız nokta da buradan başlıyor, benim gibi üzülsün, benim gibi tepki versin. Benim beklediğim zamanda işleri bitirsin. Halbuki farklıyız, ve bunu kabul etmediğimiz sürece de zorlanıyor olacağız 🫠