BİR KAHVE, BİR TEBESSÜM, BİR BAŞLANGIÇ

Hayat bazen en güzel hikâyelerini hiç planlamadığın anlarda yazar. Ne takvimde işaretlidir o gün ne de ajandada. Sıradan sandığın bir gün, ömrünün en unutulmaz anına dönüşebilir. Onların hikâyesi de böyle başladı.

Ela, o sabah her zamanki gibi aceleyle evden çıkmıştı. Saçlarını yarım toplamış ve renkli kazağını giymişti. Elinde evrak çantasıyla kafasında yapılacaklar listesi; hızlı adımlarla yürüyordu. Bugün aylardır hazırlandıkları sunum günüydü.

Dinçer ise aynı şehrin başka bir köşesinden yola düşmüştü. Toplantısı için titizlikle hazırladığı dosyasıyla sakince ilerliyordu. Birbirlerinden habersiz, aynı kaldırımda yürüyen iki yabancıydılar. Ta ki o küçük kafeye gelene kadar…

Ela, “Orta boy latte, bol köpüklü lütfen.” diyerek siparişini verdi. Dinçer hemen arkasındaydı. Barista siparişleri karıştırınca olanlar oldu; iki kahve yanlış ellere geçti.

“Sanırım bu sizin?” dedi Dinçer, donuk ve ifadesiz bir yüzle elindeki bardağı uzatırken.

Ela gülümsedi: “Hayır, bu kesinlikle sizin olmalı. Ben tarçın sevmem.”

Ela, karşısındaki soluk ve renksiz surata bakınca bir an duraksadı. İçinden “Buz Kralı” diye geçirdi. “Bir insan neden bu kadar soluk renkler giyer ki?”

Dinçer ise, şaşkınlıkla ona baktı. Tanımadığı birine bu denli tebessümlü olmak gerçekten ilginç gelmişti. “Bu kadar neşe nasıl olur?” diye düşündü. 

Ela, bir an önce kahvesini alıp toplantıya yetişmek için yüzünü kapıya döndü.

“Çok teşekkür ederim, ben kahvemi alayım.” derken, adımları onu çoktan dışarı taşımıştı. Aslında küçücük bir diyalog, sıradan bir karışıklıktı.

Dinçer, elinde tarçınlı kahvesiyle kafenin ortasında kalakalmıştı. Hızlı adımlarla uzaklaşan bu kadına bakarken buldu kendini.

Toplantının yapılacağı binaya girerken Ela’nın telefonu çaldı. Ekranda “ANNEM” yazıyordu. İçinden “Hay aksi, nasıl unuttum ben?” diye geçirdi. Bugün aile toplantısı vardı. Bir an tüm dünya ona karşıymış gibi hissetti. Telefonu açmazsa annesinin aramalarının durmayacağını biliyordu. Binada merdiven boşluğuna yöneldi.

“Efendim anne!”

O sırada Dinçer, toplantı odasında projesinin slaytlarını hazırlıyordu. Birden kapı sertçe açıldı. Tüm ekip, kapıda nefes nefese duran Ela’ya döndü.

Asansör gelmeyince, elindeki çantalarla merdivenleri koşarak çıkmıştı. Yeşil gözleri yerinden fırlayacak gibiydi.

Onu gören Dinçer şaşkınlıkla düşündü: “Bu… Kafedeki kız. Ne kadar tuhaf biriydi…”

Ela ise masadakiler arasında Dinçer’i hemen fark etmişti. “Olamaz… Bu Buz Kralı!”

Toplantı masasına ilerlerken bir yandan da “Kusura bakmayın, geç kaldım.” diyerek ilerliyordu. Dosyasını masaya bırakırken evraklar bir anda yere saçıldı.

“Hemen toplarım!” dedi telaşla.

Dinçer hiç tereddüt etmeden eğilip yardım etmeye başladı. Şimdi göz göze gelmişlerdi. Aralarındaki şey artık köpüklü bir latte değildi.

Ela içinden geçirdi: “Nasıl bu kadar sakin olabiliyor? Robot mu bu adam?”

Yüzünden hiçbir şey okunmuyordu. Sinirli miydi? Yardım etmek mi istiyordu? Niyeti neydi?

Sunum başladığında Ela, her zamanki gibi elleriyle konuşan ve heyecanlı bir anlatımla projeyi sundu. Dinçer ise oturduğu yerden slaytları açıyor, detayları sakin ve net bir şekilde aktarıyordu.

İşveren bu iki zıt sunumu da beğenmişti. Bir önerisi vardı:

“Bir fikrim var. Bu projede ikinizin de sunumundan etkilendik. İki fikri tek bir proje haline getirin. Sunumu birlikte yeniden hazırlayın ve projeyi detaylandıralım. Birlikte iyi bir iş çıkaracağınıza inanıyorum.”

İkisi de şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

“Buz Kralı ve ben mi?” diye düşündü Ela.

“İmkânsız!” diye geçirdi içinden Dinçer.

Ama… gerçekten öyle miydi?

İnsanlar ilk karşılaştıklarında karşısındakini tanımlama ihtiyacı hisseder. Bazen bu fiziksel bir özellik üzerinden olur ve bazen de bir davranış kalıbı. Çünkü insan, tanımlayamadığını yönetemez. Zihin belirsizliğe uzun süre dayanamaz. Oysa her insan, doğuştan farklı bir sistemle gelir. Bu farklılıklar çeşitliliği, çeşitlilik ise gelişimi sağlar. Dinçer’in sakinliği ile Ela’nın canlılığı, Ela’nın tebessümü ile Dinçer’in nötrlüğü… Aslında birbirlerini tamamlayacak alanlardı bunlar.

Hayatın karşımıza çıkardığı her farklı insan, bize yeni bir şey öğretir. İnsan farklılıkları yönetebildiğinde, hayat daha anlamlı; ilişkiler daha yaşanılabilir olur.

Peki, insan kendi farklılıklarını nasıl tanır?

O zaman… kim, kimdir?

Loading spinner

28 Responses

  1. Buz kralı mı 🤣 ne değişik bir ifade ile anlatılmış erkeklerin o soğuk mesafeli halleri… insan tesadüf sandığı şeylerin aslında tesadüf olmadığını yıllar sonra anlıyor. Halbuki ile anda işareti gelmişti. Ah insan hatası bunları fark edememek değil mi?? gerçekten kalbimi bıraktım yazıya.. kaleminize sağlık…

  2. Hayatimizdaki farklılıkkarin bir arada olmasınin vize nasıl bir zenginlik kattığını anlatan, insanın bunları birlikte görmek ve yaşamak istediğini bize hatırlatan çok güzel bir yazı olmuş emeklerinize sağlık ✨🌼

  3. İnsan tanımlayamadığı hiçbir şeyi anlayamaz, yönetemez. Bu sebeple kimin gerçekte kim olduğunu anlayabilmek ve ilişkileri buna göre anlamlandırmak çok kıymetli.

  4. Hani derler ya istemediğin ot burnun ucunda biter. Ela’nın yaşadığı da tam olarak bu olmuş yani 🙂

  5. İnsan gerçekten karşısındakini tanımlayamayınca hemen etiketliyor.
    Yazı, farklılıkların çatışma değil tamamlanma olduğunu çok güzel anlatmış. 👏🏻

  6. Bizden farklı olana bakış açımızı değiştirdiğimizde işler ne kadar kolaylaşıyor…

  7. Farklılıklar olmasaydı hayat nasıl olurdu? Herşey birbirinin aynısı? Farkı görmeden insan kendisindekini nasıl tanımlardı ki?

  8. Buz kralı 🙂 insanların bazıları duyguya girmekte zorlanırlar bunu kabul etmek zaman alıyor… Nasıl bu kadar dışardan bakabilir ki olaya? Ama bu durum bazı anlarda çok işe yarayabiliyor…

  9. İnsanda bu farkındalık oluşmaya başladığında ilişkiler daha yumuşak, yaptığın her şey daha çok anlam kazanmaya başlıyor. Bu da mükemmel bir uyumu beraberinde getiriyor aslında:)

  10. Hayatın içinde de ne kadar çok dinçer ve ela ikilisi var 🙂 projeler böyle yürüyor demek ki 🙂 hayatında da bir bildiği var..

    1. Karşımıza çıkan insanlara bize ne anlatıyor diye bakınca hayat bi farklı oluyor gerçekten.

  11. Karşımızdaki insanla aramıza ilk önce önyargılarımızın girmesi ilişikileri ne ksdar zorlaştırıyor

  12. İnsan önce kendini tanımalı. Kişinin kendisiyle olan ilişkisi diğer tüm ilişkileriyle ilişkilidir. Farklılıklarla bütün olmak sanırım bir ilişkide gelinebilicek en güzel aşama 🥹

  13. Hayat insana bazen kınadıklarını bazen beğenmediklerini hayatında yaşar halde boğuluyor. Bu da olur ? mu bu da yapılır mı ? Nasıl bir insan böyle?dediğimiz şeyi kendimiz yaparken buluyoruz. Çok enteresan ve değişik. Ben kendimi çok iyi zannederken karşımdakinin eksik zannediyorum. Benim bu insanlane işim var, benim bu iş yerinde ne işim var bu komşum ileniye karşılaştım acaba diye düşünürken acaba ben kendim neyim diye hiç düşünmüyorum.

  14. Hahaa sinir olduğumuz tipler bize çok şey anlatıyor. Niye sinir oluyoruz ki ayrıca? Bizimle ilgili bir detay olmalı orada…

  15. Karşımıza çıkan her farklı insan hayatımıza bişeyler katar. Ondan alacaklarım ve ona vereceklerim olur. Bu da birbirini tamamlama fırsatına dönüşür.

  16. Tebessümle yaşayarak okumadım, sanki izledim gibi hissettim yazıyı okurken…
    Evet insan karşılaştığı her insanın farklılıklarına odaklanınca, kendindeki farklılıklarıda farkediyor aslında…

    Ve değişimin değil, dönüşümün başladığı an bu an olsa gerek, tıpkı tırtılın kelebeğe dönüşme anı gibi.. 🐛🦠💮🦋

  17. Ben de zaman zaman sunum hazırlarken, mizacımın dışına çıkmaya çalışıyorum.. Dinçer’lerin sunumu genelde çok organize, detaylı iyi hazırlanmış oluyor. Ama Ela’nın enerjisini katmadığımızda anlatılan her ne kadar çok iyi hazırlanılmış olsa bile, dinleyene sıkıcı gelebiliyor.

  18. Evet maalesef insan her zaman seçemiyor çalışmak zorunda kaldığı iş arkadaşlarını. Peki bunu insan nasıl yönetebilir?

  19. Farklılıklar, birinin yakınını diğerine yabancı kılan şey. İnsan bilirse uzaklar yakın olur.

  20. Karşımıza çıkan insanlara bize ne anlatıyor diye bakınca hayat bi farklı oluyor gerçekten.

  21. Hayat, en güzel uyumu çoğu zaman zıtlıkların içinden çıkarıyor. Biz hızlıca etiketlesek de, aslında farklılıklar birbirini tamamlamak için var. Belki de mesele, benzerliği aramak değil, farklı olanı anlayabilmekte.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir