Sabahın erken saatlerinde kuş seslerini dinlemek ona iyi gelmişti. Her biri, orkestrada farklı bir enstrüman çalan müzisyenler gibiydi. Bu farklılıklar doğaya bir ritim ve keyif kazandırıyordu. “İnsanlar da tıpkı doğadaki kuşlar gibi farklı farklı…” diye düşündü.
Kimi insan, davranışları karşısında onay aldığında mutlu olur. Kimisi için de bu pek önemli değildir. Kimisi bir karar verirken çok danışır. Kimisi ise kimseye danışmadan bireysel davranır. Kimi birçok şeye sınır koyar ve genelde ‘Hayır’ der. Kimi de hayır dediğinde sevilmeyeceğini zanneder. Birçok konuda “Evet, tabi ki ben yaparım.” diyerek ön plana çıkmak isteyebilir. Çünkü böyle yaparsa takdir edileceğini veya beğenileceğini düşünür. İşte Betül de hayatında birçok şeye ‘evet’ diyerek yorulanlardan olmuştu.
Betül, sabah yürüyüşünü tamamladıktan sonra ofisine geçti. Her zamanki gibi yine masası dağınıktı. Etrafa yayılmış toplanmayı bekleyen not kağıtları vardı. Bilgisayar ekranındaki onlarca açık dosya yoğunluğunu ispatlar gibiydi.
Nerede bir iş, bir rica varsa cevabı aynıydı; “Tabii, yaparım.” İş arkadaşı Mert ise Betül’den farklıydı. Mert, her gelen işi hemen kabul etmezdi.
Ofisin yine yoğun olduğu bir gün, Betül’den destek istendi:
– Bu raporu bugün yetiştirmemiz gerekiyor, bakabilir misin?
– Tabi hallederim, gün içinde bakmaya çalışayım.
İşin hızlı bitmesini istedikleri için Mert’ten de destek istendi:
– Sen de destek olabilir misin Mert?
– Bugün iki kritik işim var. Eğer öncelik değişecekse, hangisini erteleyelim?
Kısa bir sessizlik oldu, sonra konu kapandı. Mert’ten iş istemek ya da hızlı çözüm beklemek o kadar kolay değildi.
Gün öyle yoğun geçiyordu ki biri daha Betül’ün yanına gelmişti:
– Sunum için birkaç tablo hazırlamamız lazım, senin elin hızlıdır.
– Tamamdır, biraz beklersen hallederim.
“Biraz beklersen…” cümlesini duyan kişi Mert’e döndü:
– Sen de destek olabilir misin Mert?
– Yarın sabah daha sağlıklı çalışabilirim. Bugün acele olursa hata yapabilirim.

Ofiste herkesin farklı bir rolü vardı. Mert her talebe, her fikre aynı mesafeden yaklaşıyordu: “Hayır!” Ancak Mert’in bu rutin cevabı, ona az öneri getiriyordu. Belki de Mert, üzerine fazla yük bindirilmesinden korkuyordu. ‘Evet’ kelimesini söz vermek gibi görüyordu. “Sözümü yerine getirmeliyim.” düşüncesi onu endişeleniyordu. ‘Hayır’ dediğinde ise kontrolün onda olduğunu düşünüyordu. Ancak bu durum ekip içinde yalnızlaşmasına sebep olmuştu.
Betül her gelen işi kabul ettiği için çok sıkışmıştı. Sanki o gün hiç bitmeyecek gibiydi. İşleri toparlamaya çalışırken yöneticisi kapıdan seslendi:
– Yarınki toplantı için bir özet çıkarabilir miyiz?
– Evet, hemen bakıyorum. Betül yine düşünmeden evet demişti.
Mert ise;
– Ne kadar detaylı olmasını istersiniz? Zamanı ona göre doğru planlayalım.
Betül, Mert’in ne kadar doğru konuştuğunu düşündü.
Betül yorgunlukla arkasına doğru yaslandı. Aynı anda Mert de masasını toparlıyordu. Yaptığı işler belliydi, kuralları netti. Aslında Betül de şu an işten çıkabilirdi. Ama o kadar çok kişiye ‘evet’ demişti ki… Onların işlerini halledeceğim derken şu an kendi işleri beklemedeydi. Ancak zamanla bu davranışının zararları dokunur olmuştu. Çünkü şu cümleler iyice artmaya başlamıştı: “Bunu Betül’e verelim, o zaten yapar.” Mert için öyle bir algı yoktu. “Mert’e soralım ancak önceliği netleştirelim.” diye bir kural gelişmişti.
Betül artık kendi işleri dışında artan ricaları kontrol edemez olmuştu. Evet, istenenler kolay işlerdi. Ancak sayı arttıkça gün yetmez olmaya başlamıştı. İşten çıkışları her gün daha da geç oluyordu ve bunun için bir şeyler yapması gerektiğinin farkındaydı. Düşünceli olduğu bir anda yine benzer bir konuşma oldu:
– Betülcüm, bu işi de sana yönlendirelim mi?
Betül durdu, hemen cevap vermedi. Bu kez kısa bir sessizlik oldu, Mert’e baktı.
Sonra sakin bir şekilde cevap verdi:
– Şu anda iki işi bitirmeye odaklandım. Yarın bakarsam daha sağlıklı olur.
Karşı taraf şaşkınlıkla durdu, düşündü ve başını salladı:
– Tamam, o zaman yarın konuşalım.
Betül için şu cümleyi kurabilmek öyle zordu ki… Sonunda bir adım atmayı başarmıştı. O an Betül şunu fark etti: ‘Hayır’ demek aslında reddetmek değil, işi doğru yönetmekti. Hayır diyebilmek çok zor gelmişti, ancak ihtiyacı olan buydu. Bunu da arkadaşı Mert’ten öğrenmişti.
Kimileri ‘Evet’ demekte zorlanır kimileri ise ‘hayır’ demekte… Hayatın içinde değerli olmak; her şeye ‘evet’ demekle mümkün değildir. Ancak her şeye ‘Hayır’ demek de çok keskin sınırlar koyar. Mesele doğru işe, doğru zamanda ve yapılabilecekse ‘evet’ diyebilmektir. ‘Hayır’ diyebilmek hayatın akışını da düzene sokar. Bunu da güzel bir dille söyleyebilmek kıymetlidir.
Aslında hayat ‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında geçen bir koşturmacadır.
Bu dengeyi kurabilenler için çok daha yaşanılası bir yerdir.


