İki insanın görüşmesinin üzerinden yıllar geçer ve bir araya geldiklerinde “Hiç değişmemişsin…” dedikleri anlar olur. Hayatın akışı içerisinde birçok durum ve konum değişse de bazı özellikler aynı kalır. Evlilik, çocuk, iş ve kariyer süreçleri birçok şey katar insana… Anlatılacak çok şey vardır ama bazı özellikler hiç değişmemiştir.
Aslı ve İpek birbirlerini uzun zamandır görmemişlerdi. Aslı, işi için İstanbul’a gelmişti ve çok sevdiği arkadaşı İpek’i görmek istiyordu. “Özledim buraları görüşelim, konuşalım, bir kahve içelim.” dedi sevinçle. İpek de onun gelişine sevinmiş, hızlıca bir program yapmıştı.
Arkadaşlıkları üniversite yıllarına dayanıyordu. Aslı, ailenin tek çocuğuydu ve daha önce ailesinden hiç ayrılmamıştı. İlk kez üniversite için İstanbul’a gelmişti. İpek ise ailesiyle birlikte İstanbul’da yaşıyordu. Aslı ve İpek arkadaş olmasına rağmen birbirinden farklı özellikleri vardı.

Aslı dışa dönük, enerjik ve konuşkan biriydi. İpek’in ise bir o kadar sakin, pek konuşmayan ve içe dönük bir tarzı vardı. Yüzündeki tebessüm insanların ona kolay yaklaşmasını sağlardı. Birbirlerinden çok farklı olmalarına rağmen arkadaşlıkları yıllardır devam etmişti. Okul bittikten sonra Aslı ailesinin yanına dönmüş, işe girmiş ve sonra da evlenmişti.
Buluştuklarında sanki hiç ayrılmamış gibi kaldıkları yerden devam ettiler. Aslı her zamanki yüksek enerjisiyle konuşmaya başladı:
– Eee, anlatsana neler yapıyorsun? Yıllar sana pek uğramamış gibi görünüyor. Yüzündeki tebessüm hala aynı.
– Öyle mi? Aslıcığım bunları senden duymak ne güzel. Sen de fena sayılmazsın, hem iş hem çocuklar. Üstelik ikiz çocuklarla, sanırım pek kolay olmamıştır. İnsanlar tek çocukla baş edemezken sen ikizlerle neler yaptın?
– Ne sen sor ne de ben söyleyeyim canım. Büyüdüler neyse ki…
Sohbet sürdü gitti ama dinleyen daha çok İpek oldu ve tabi ki sürekli anlatan yine Aslı idi.
İpek, ilişkilerinde çoğunlukla dinleyen taraftaydı. İş ve evlilik hayatı konuşma temposunu biraz artırmıştı. Yine de bu konuda Aslı ile yarışamazdı. Aslı, her konuyu uzun uzadıya detaylarıyla anlatırdı. Bazen İpek sorduğuna pişman olurdu. “Çocuklar nasıl?” demeye kalmadan, Aslı telefondan fotoğrafları açtı ve anlatmaya devam etti:
– Bak bu daha yeni doğduklarındaki halleri. İkiz olduklarını öğrendiğimde çok sevinmiştim. Hem de nasıl yapacağım diye kaygılanmıştım. Üstelik daha önce de bir deneyimim olmamıştı. Neyse ki eşimin ve annelerin desteğiyle kolay atlattık. Onlarla birlikte hayatı ve insanları daha iyi anlamaya başladım. İkisi de benim karnımdan çıkmıştı ve iki zıt kutup gibi birbirlerinden farklılardı. Nasıl davranacağımı şaşırıyordum. Biri kıpır kıpır yerinde durmazken diğeri tam tersiydi. Karnı tok, altı temiz olduğu sürece hiç sesi çıkmazdı. Biraz başını okşasam uyurdu. Onun sakinliği işimi çok kolaylaştırıyordu. Diğeri ise yerinde hiç durmazdı ve yaşına gelmeden de yürümeye başladı. Sürekli onu gözetmek gerekiyordu. Başını bir yere çevirsen, ya düşer ya da kaybolurdu. Hızına yetişmek mümkün değildi. Ele avuca sığmaz derler ya, öyle bir çocuktu!
İpek yine kendini onu dinlerken bulmuştu. Her zamanki gülümsemesiyle ve tek cümle ile:
– Senin çocuklar tıpkı senle ben gibiymiş. Birbirimizin aynı olsaydık ilişkimiz de yürümezdi pek sanki. Hayat eşimizle, çocuklarımızla, arkadaşlarımızla bize bir şeyler öğretiyor. Hayat birbirimizden farklı olanlarla bizi yetiştiriyor.
– Doğru söylüyorsun, bizim gibiler değil mi? Sen ve ben de, farklı özelliklerimiz olmasına rağmen yıllardır süren bir arkadaşlığımız var.
– Sen konuşmayı seviyorken ben öyle değildim. Sen anlatırdın, ben dinlerdim. Ancak iş hayatı beni bu yönde zorladı. Proje hazırlamayı üniversitede de sevmiştim. Ama sunum deyince tüylerim diken diken olurdu. Şimdi ise her hafta bir sunumla ortadayım. İnsan yeter ki gelişmek istesin; hayat bazen bir arkadaşla bazen de işiyle insana yapamam dediklerini öğretiyor.
– İyi geldi bu buluşma. En yakın zamanda tekrarlayalım.
Son yudumlarını da aldılar. Bir bahane bulup yine görüşelim, diyerek vedalaştılar.
Farklılıklarımız en büyük zenginliğimizdir.
Birbirimizden farklı özelliklerle dünyaya geliriz. Her insanın yaradılışına uygun bir davranışı vardır. Ancak insanın gelişebilmesi için öğrenmeye ve kendinde olmayan özellikleri katmaya ihtiyacı vardır. Ailemiz, arkadaşlarımız, işimiz bizden farklı olanlarla doludur. Gelişebilmek ve dengeye gelebilmek için bu farklılıklardan faydalanmaya odaklanmak gerekir. O zaman insan güçlenir ve daha kaliteli ilişkiler kurmaya başlar. Zorlandığımız her detay, içimizden daha güçlü birini ortaya çıkarır ve insan, her an kendinin yeni versiyonuyla karşılaşır.



23 Responses
“Hep mi farklı olan beni bulur, tam da zıttım olan.” Aslı ve ipek sorulan soruya, doğru cevap vermişler ne güzel😊 Farklılığın zenginliğini kabul edip, kaos olarak düşünmemişler.
İyi ki bu farklılıklarımız var. Yoksa insan görebilir mi kendinde olanı ya da olmayanı?
Öğrenebilir mi gelişebilir mi?
Anahtar ise; farklılıklarımızı farketmek ve kabul edebilmek. O zaman kapılar açılmaya başlıyor.
Bazen zor olsa da ilişkilerimizde zıddımızdaki insanşarla dengeleniyoruz… Bir tarafın eli sıkıysa onun yanına bir eli açık düşüyor mutlaka🙂 biri tutmayı öğreniyor zamanla, diğeri vermeyi… Tartışma mücadele derken bir bakmışsın zıddından öğrenmişsin🙂
Ne güzel ifade etmişsiniz evet insan o farklı olan dibine verilen insan ile öğrenirken, sabrı da, anlayışı da öğreniyor ve tartışmalar azalıyor 👏🐝🌸
Hayat birbirimizden farklı olanlarla bizi yetiştiriyor. İnsan etrafındaki insanlara burdan bakınca hayatı daha rahat yaşamaya başlıyor. Senden öğreneceğim şey ne ? diye sormaya başlıyorsun kendine.
“ Zorlandığımız her detay, içimizden daha güçlü birini ortaya çıkarır ” Bu cümle çok şey ifade ediyor, zorlandığımızda bu bana uymuyor demektense devam edip daha güçlü daha iyi kendimizle buluşmamız doğru olan🙌🏻
Kesinlikle katılıyorum, kabul etmekte zorlanılan her farklılık insanın şifası.
Ne kadar da doğru güzel bir yazı. İnsan yıllar geçse de bazen kendisine yeni bir özellik ekleyemiyor, ama yıllar sonra bir çocuk oluyor ve o çocuk senin bir sürü bir şey öğrenmene sebep oluyor. O küçücük çocuk senin fark edemediğin bir sürü eksiğini, yapamadığını, zorlandığını sana öğretiyor. Etrafımızda olan ilişkilerimizde de hep böyle oluyor hayatta. Bazen işimiz, bazen eşimiz , bazen çocuklarımız veya arkadaşlarımız bizden farklı olduğunda onların farklılıklarını kabul etmek zor geliyor gücümüz yetmiyor olduğunu kabul etmeye. Halbuki geriye baktığımızda hep bizde eksik olan taraflarımızı bize göstermek için etrafımızdakiler bize göndermişler. Ve bunları fark ettiğimizde bir sürü iyi ki dediğimiz anlar oluyor.” tebessüm edemeyen birisiyim, çocuğum bana tebessüm etmeyi öğretiyor neşesi ile canayakınlığıyla. Konuşmayı sevmeyen birisiyim en yakın arkadaşım konuşmayı çok seven biri oluyor. Çok dağınık birisiyim, eşim düzenli titiz birisi oluyor. Neden bunlarla karşılaştım acaba diyerek dış dünyayı suçladığında, bir de bakıyorum ki aslında bunların hiçbirisi bende olmayan şeylerdi. O zaman kendi eksikliğim yok farkına varıyorum. Yukarıdaki yazıda çok güzel anlatılmış çok beğendim.
Bizim yapamadıklarımızı yapabilen birilerinin hayatımızda olması ne büyük nimet gerçekten…
İnsanın dibine en farklı olan niye gelir diye hep düşünmüştüm. Sonra doğaya bakardım ceviz ağacının dibinde çınar ağacını, patates tarlasını görünce derdim ki burda bir ilişki var. Yani nasılda o farklılıkların birbirine muhtaç oluşuna hayran kalırdım. Tıpkı bana benzemeyen o insanın, o patronun, o evladın o eşin de görüntüsü,sesi ve verdiği hissiyatta doğadaki o farklı türlerin biraradaki uyumunun muhtasemliginde gizli… bulabilenlerden olmak dileğiyle🌿🌱🌳☘️☺️
İnsanın her an, her zorluktan sonra gelişmek istedikçe gelişmesi ne kadar büyük bir hediye değil mi?
İnsanın kabulü zıddına uyumu kolaylaştırıyor. Farklı olanla yol alabildiğimizde hayatta sağ kolum dediğimiz insanlar artmaya başlıyor ve bu insana güven veriyor…
Farklı olanla karşılaştığımızda onlar zatn şöyle demek bizi hayatımızda bir yere taşımıyor bu durum hakkında bir çözüme de ulaşamıyoruz bu sefer sürekli kaçtığımız kişiye yakalınıyor. Mesele farklılığı doğru konumdan fark edebilmek o zaman hayat renklenmeye başlıyor. 😊
Farklılıklara gıcıklık olarak bakarken, bunun zenginlik olduğunu öğrenmek çok etkileyici bir bilgi oldu benim için…
Gerçekten de insan en çok kendinden farklı olanlarla tamamlanıyor.
Farklılıkların zenginlik olduğunu çok doğal bir şekilde anlatımış 👍🏻
“Zorlandığımız her detay, içimizden daha güçlü birini ortaya çıkarır ve insan, her an kendinin yeni versiyonuyla karşılaşır.” Bunun için en yakınımızdakiler bizden bu kadar farklı sanırım. Zorlansak da iyi ki varlar 🙂
Hiç değişmemişsin deyince yaş – baş olarak algılayınca mutlu hissederiz. 🙂 Yaşlanmamışım gençlikte gibiyim😎ama genel anlamda deneyim katamamışsam, Karakter ortaya koymadıysam ben hala aynı ben,, aynı tepkileri veriyorsam yol alamışımdır, bu insanı üzer. Davranışlarımızı ilişkilerimizle değiştirebilmek, iyi yöne evirmek insanı iyi yapar:) daha mutlu hissettirir.
Farklılıkları fark edip kabullenmişler iki arkadaş. Araya yıllar girmiş ama davranış kalıpları girmemiş. Arkadaşlarına devam edebilmiş olmaları çok güzel. Bu da zıtlıkların uyumu .
Ne kadar doğru ve net tespitler var. Çok güzel bir yazı olmuş.
Gerçekten zorlandığımız her yerden yeni bir biz doğuyoruz.. Farklılıklar süreç içinde ne kadar da bizi geliştiriyor.
Zıtlıklara ilk anda tahammül etmek zor gelse de süreç içinde onun bizi en iyi hale hetiren süreç olduğu kaçınılmaz bir gerçek:)
Yaradılışımızda bize özel süreçlerimiz var öyle değil mi? Parmak izimiz, göz retinamız sadece bize özel. Öyleki güvenlik anahtarı olarak kullanılıyorlar.
Tıpkı bu teknolojideki gibi hangi farklılık hangi kapıları açıyor bilebilmek çok kıymetli ve çok konforlu😊
zorlandığımız yerlerin bizi geliştirdiğini keşke far edebilseydik 🙂