Gün, gri bulutların davetsiz misafir olmasıyla başlamıştı. Arabanın radyosundaki spiker de hava durumuna şahitlik etmişti: “Birkaç gün gökyüzüne griler hâkim olacak.” Bazıları bu havaları sevse de Ayşe aynı düşüncede değildi. O gün evden, içinde bir sıkıntıyla çıkmıştı. Canı sıkkındı ama neden olduğunu kendisi de bilmiyordu. Zihninde durmadan bu durumun sebebini arıyordu. Pek çok şey geliyordu aklına: “Sebep, havanın kapalı olması mı? Yoksa eşinin, akşam işten getirdiği stresle ona söylenmesi mi? Kayınvalidesinin her telefon açtığındaki tekrarlayan sitemli konuşmaları mı?”
Neydi gerçekte Ayşe’nin canın sıkan?
Kafasındaki düşüncelerle yoluna devam etti. Okul sokağına geldiğini sonradan fark etti. Henüz üç buçuk yaşında olan oğlu Mete’yi kreşe bırakacaktı. Kreş serüveni elbette zorlu geçiyordu. Annesinden ayrılmak istemediği için sürekli bir bahanesi vardı. Bugün de suluğunun kabını evde unuttuğu için gitmek istemiyordu. Zaten çok yavaş hareket eden bir çocuktu. Veda zamanlarında iyice ağırdan alıyordu.
Mete, uzun uzun sarılıp anne kokusu depolamak istiyordu. Bu vedalaşmalar bazı günler daha zor oluyordu. Tıpkı Ayşe’nin sabah toplantılarına denk gelen günlerinde olduğu gibi… Bugün de yine öyle zorlu bir gün olmuştu. Mete’yi bırakıp arabasına doğru yürürken; “Belki de tek sıkıntım bu. Mete’yi bu yaşta kreşe bıraktığım için hissettiğim vicdan azabı…” dedi kendi kendine. Sonra durdu ve biraz daha düşündü. “Yok canım, Mete’den önce de böyle hissetmiştim. Başka bir his bu, Mete olamaz.” diyerek zihnindekileri susturmak istedi.
Eşi Murat ise kontrollü ve dakik biriydi. Benzediklerini düşünse de Murat için kurallar netti. İş ortamındaki sorumsuzluklara tahammülü yoktu. Ünlü bir organizasyon firmasında önemli bir pozisyondaydı. Murat’a göre her iş yüksek disiplin isterdi. Düzensiz ve baştan savma yapılan işlere de tepki gösterirdi. Bu durum evdeki düzen için de geçerliydi. O gün iş yerinde bir sorun olmuştu ve günün gerginliği akşam eve de yansımıştı.

Ayşe, yol boyu bir oğlunu bir de eşini düşündü. Nasıl da birbirinden bu denli farklıydılar. Kafasındaki düşünceler devam ederken nihayet iş yerine gelmişti. Bilgisayarını açtı ama hiçbir şey yapmak istemiyordu. Tam o anda Nalan içeriye girdi. Ayşe’nin aksine Nalan’ın bitmek bilmeyen enerjisi ve neşesi vardı.
Telefonundaki resmi göstererek konuşmaya başladı: “Ayşe bak, sana ne göstereceğim. Şu kaban nasıl, sence güzel mi? Altına siyah uzun çizmelerim ve verev kesimli eteğim… Sence de harika bir kombin olmaz mı? Geçen gösterdiğim küpeler vardı hatırlıyor musun? Onlarla birlikte çok güzel olur değil mi?” Ayşe, Nalan’ı gülümseyerek dinlerken, iç sesi devam ediyordu; “İyi bir kombin yapmak insanları ne kadar mutlu edebiliyor…” Kendisi de kıyafetlerini kombinler, güzel giyinirdi. Fakat hiç böyle mutlu olduğunu hatırlamıyordu. “Bende mi bir gariplik var, yoksa Nalan mı ilginç?” diye düşündü.
Nalan her zaman neşeli biriydi. Gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi, yeni kıyafetler almayı severdi. Kendini iyi hissettiren şeylerin peşinden giderdi. Fakat onun bu hâline herkes Ayşe gibi tepki vermezdi. Nalan kombinini anlatırken, arkadaşı Füsun araya girdi: “O küpeler bu kıyafetlerin üstüne olur mu hiç? Sen de bir âlemsin gerçekten.” dedi. Ayşe için bu çok yanlış bir davranıştı. Beğenmemiş olabilirdi ama böyle söylememeliydi. Füsun için bu tepki normaldi. Küpeleri beğenmemiş ve dile getirmişti.
Düşünülmeden söylenen her cümle, ilişkilere vurulan bir baltadır.
Zihninde son gününü hatırlamaya çalıştı. Canını sıkan şeyleri aramaya devam ediyordu. Kayınvalidesinin kendisine kurduğu cümleleri hatırladı; “Mete çok sık hasta olmaya başladı. Sen de çalışıyorsun, yetişemiyorsun her şeye. Böyle giderse çocukcağız sağlığından olacak…” Bu konuşmadan sonra Ayşe çok üzülmüştü. Eşine durumu anlattığında ondan da destek görememişti. Anlaşılmadığını, hatta haksızlığa uğradığını düşünmüştü. Olumsuz şeyler duymanın bütün motivasyonunu bozduğunu fark etmişti.
Ayşe gün sonunda arkasına yaslanıp düşündü. Çok konuşan kayınvalidesini, kuralcı eşini, kıpır kıpır Nalan’ı ve sürekli temasta olan oğlunu… İçinden “Herkes başka bir âlem” dedi. Babası gözünün önüne geldi; hafifçe gülümsedi. O da insanları anlayamadığında onları böyle tanımlardı. Babası, arkadaşı Nalan’a çok benziyordu. Neşeli, canlı, konuşkan bir adamdı. Annesi, onun bu hâline bir türlü anlam veremezdi. “Biraz gerçeklerle bağlantın olsun, hayal âleminde mi yaşıyorsun?” derdi. Babası bu eleştirilere hiç aldırmazdı. Annesinin yanağından makas alarak, “Sen iste gülüm, öyle yaparız” derdi. Ayşe bunları düşünürken içindeki sıkıntı da kaybolmaya başlamıştı. “Gerçekten herkes ayrı bir âlem” deyip gülümsedi.
İnsanoğlu, binlerce âlemden yalnızca biridir. Hayvanlar, bitkiler, uzay, gezegenler, bakteriler, mantarlar ve daha pek çok âlem… Dünya başka bir alem, jüpiter başka bir alemdir. Her alemin güneş sistemi içinde farklı bir dinamiği ve farklı bir ilişkisi vardır. İnsanların da her birinin kendine özgü bir yapısı ve diğer insanlardan ayıran özellikleri bulunur. İnsan da tıpkı diğer âlemler gibi özeldir. Dışardan bakınca benzer ama yakına geldikçe farklılıklar belirginleşir. Bu farklılıkları bilmek ise daha güçlü ilişkilerin kurulmasını sağlar.



33 Responses
Başka davranışların, tepkilerinde olduğunu fark ettiğin an 😊
Bu yazı; farklılıklarımızı kabullendikten sonra sıkıntımız, sorunlarımız ve yüklerimizin hafiflediğini hissettirdi❤️
Düşünülmeden söylenenler aslında ilişkilerimizde ne kadar çok zarar verebiliyor.
Kesinlikle.. Bazen insan karşısındakinin iyiliğine konuştuğu için, bunu nasıl ifade edeceğini düşünmeden konuşabiliyor. Halbuki, ne söylediğimiz kadar nasıl söylediğimiz de çok önemli..
Herkes bizim gibi olsa ah hayat ne kolay olurdu. Asıl onlarla öğreneceğiz hayatı. Zor zamanla kolay olacak. Ümidini kaybetme…
Ne güzel demişsiniz. Ümidini kaybetme…
Çünkü fark etmek bazen o kadar da kolay olmuyor. Bunun için sabır da lazım.
İnsanlar aynı olaylara farklı gözlerle bakabiliyor. Asıl mesele, bu farklılıkların günlük hayatta ilişkileri nasıl etkilediğini fark edebilmek ve daha anlayışlı yaklaşabilmek.🌿
Emeği geçen herkesin eline emeğine sağlık…
İnsan çevresindekilerinde kendisi gibi düşündüğünü zanneder… Oysa gerçekten her insan bir alem…
Katılıyorum🙂
Bu kadar farklı alem canlılar olarak, bu farklılıkları fark edince uyumlanmamız kolaylaşıyor. Anlayamayınca insan ne yapacağını bilemiyor. Anlayınca çok şey değişiyor.
Bir masada çeşitlilik ararken uyumuda yakalamaya çalılırız.kurufasulyeyi pilav ile yemek lezzerlidir..Masada çeşitlilik uyumu getirr,insanında çeşitliliği bilmesi uyum olmasına sebep verir..
Herkes kendi içinde kocaman bir alem aslında, tek tek baksak ne çok farklılıklar görüyoruz değil mi?
Herkes başka bir alem. Her alem de kendi içinde başka. Başkalık içinde uyum ise en büyük konfor 😉
“Her insan başka bir âlem.”
Ne kadar derin ve anlamlı bir cümle aslında. Çocukken gezegenleri öğrendiğimizde unutmamak için oyunlarimizda birbirimize gezegen isimleri koyardık. Aklıma o geldi bu yazıyı okurken 🙈🤭
Her insan hem mizacıyla hem yaşadıklarıyla Tam da yaşadıklarına verdikleri tepkileri ile bir toplama oluşturuyor adeta kendine has bir ekosistem oluşturuyor
Âlem içinde âlem…
farklı bir evrende en güzel halinle diye bir şarkı vardı bu hikaye bana onu anımsattı 🙂
herkes başka bir alem ve bu alemleri kebul etmek gerekiyor sanırım 🙂
Çok keyifli bir yazı olmuş😍 kombin yapmakta önemli tabi🫢
Düşünülmeden söylenen her şey ilişkiye vurulan baltadır…
Acı ama maalesef doğru bir tanımlama🫠
Mikrodan makroya, her şey içinde tüm evreni barındırır. Mesele kimin neye denk geldiğidir…
Gerçekten aynı aile içinde bile farklı birçok alem var. Bu çeşitlilik insana çok şey katıyor aslında. Sadece anlayabilmek gerek…
Evet gerçekten öyle herkes bir alem herkes başka bir alem🥰
Farklılıklarımız olmasa hayat çok sıkıcı olurdu.
İnsanların farklı farklı olması; ne çok alem 🙂
Herkes başka bir alem derken bile, farklılıkların farkındayız, lakin farkında olmak yetmiyor, o farklılığı kabul ederek, davranış değişikliğine gitmek tüm mesele…
Keşke öyle bakabilsek herkese tüm dünyaya..
İnsandan gökyüzüne, tohumdan denize..
Keşke…
Peki ben nasıl bir alemim diyesi geliyor insanın😊 gerçekten de çok farklıyız
Yakınlaştıkça bu farklılıklar açığa çıkar:) Sanki her problem bu çeşitliliğe büyüteç tutuyor, daha detaylı bakmamızı istiyor. Detaylı gördükçe derinleşen İnsan hemen tepki vermiyor. Yazı aklıma neleri düşürdü. Elinize Sağlık 🎗🎀
İnsan en yakınlarına baktığında alemlerin ne kadar büyük ve fazla olduğunu görüyor, bir çocuğun bile olsa…
Bazı insanlar kuralla güvende hisseder,
bazıları neşeyle, bazıları temasla…
İnsanları anlamak biraz da hangi dilden yaşadıklarını fark etmek…
Herkes başka bir alem. İnsanından, bitkisine, hayvanına, alemler arası bir hayat…
İlkokulda başladık insan dışındaki alemleri tanımaya. Halbuki insanları oluşturan alemleri kimse anlatmadı. Tıpkı mantarın hayvandan hayvanın bitkiden farklı olması gibi her insan başka bir alem.