ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI

Bahar gelmiş, doğa yeniden canlanmıştı. İnsanlar kabuğundan çıkarcasına parklara, bahçelere yönelmişti. İlkbahar Yusuf’un da en sevdiği mevsimdi. Fakat bu bahar, onun için daha önemli şeyler vardı.  Haziran ayı kapıdaydı ve üniversite sınavına çok az kalmıştı. Yusuf’un hayatı ders kitaplarının gölgesinde soluklanıyordu. Yemek yemeyi unutmuş, gece çalışmaları sabahlara kadar uzamıştı. Gözaltları çökmüş, odası havasızlıktan ağırlaşmıştı.

Annesi odasına yine sessizce girdi; “Azıcık hava alsan ne güzel olur oğlum. Tıkıldın kaldın bu odaya, hasta olmandan korkuyorum.” dedi. Yusuf ise masadan başını kaldırmadan, “Sınav bitince hava alırım anne. Şu anda ders çalışmam gerekiyor.” dedi. Çünkü kalbi başka bir şehirde, başka bir isimle atıyordu.

Sınavdan yüksek puan almalıydı, çünkü o üniversite “Müge” demekti. Aynı fakülte, aynı şehir, aynı ortam… Ardı ardınca saymakla bitmeyen hayalleri vardı… Sabahları aynı dolmuşta sarsılmak, aynı pastaneden simit almak istiyordu. Akşamları aynı koridorda yürümeli, aynı şehrin yağmurunda birlikte ıslanmalıydılar. Yusuf için hedef tıp fakültesinden ziyade; Müge’yle düşlediği geleceğiydi. O yüzden iki ay boyunca sosyal medyayı kapattı. Telefonunu sessize aldı, dişini sıktı. Onca emek sonucunu verdi ve istediği okulu kazandı. Biraz şaşkın bir hal içindeydi. Çünkü tıp fakültesinde yapabilecek miydi emin değildi. Fakat asıl kazandığını sandığı şey Müge’ydi.

İlkbahar gibi geldi ilk günler. Gündüzleri fakültenin bahçesindeki banklarda birlikte ders çalışıyorlardı. Tatil günlerinde birlikte vakit geçirip geleceğe dair planlar kuruyorlardı. Yusuf her şeye katlanıyordu; uykusuzluğa, Latin terminolojisine, zorlu hocalara… Çünkü gözünün önünde hep Müge vardı.

Bir süre sonra rüzgâr tersine döndü. Müge’nin çevresinde yeni yüzler artmaya başladı. Kulüp etkinlikleri, proje grupları, geç saatte biten çalışmalar eklendi. Yusuf’un adı cümlelerin sonuna düşer oldu. Mesajları geç görüldü, kahkahalar daha çok başka masalarda yankılandı. Ayrılık; gelmesi gereken bir misafir gibi kapıyı çaldı.

Yeni yüzler, Yusuf’u o şehirde yapayalnız bıraktı. Asıl zorluk bundan sonra başladı. Tıp fakültesi, pek de hayal ettiği gibi değildi. Latince kelimeler diline dolaşıyor, sayfalar gözünde sisleniyordu. Bir gün diseksiyon salonunda, kadavraya yakından bakınca midesi kalktı. Bacakları çözüldü ve yere düştü. Hocası; “Buna bakmadan doktor olunmaz evlat. İğne var, kan var, neşter var. İyi düşün, devam edebileceğine emin misin?”

Yusuf ne kadar emin olmadığını anladı. Çünkü o sahnede kendini değil, başkasının hayatını görmüştü. Aylarca gayret etti ama işler hep daha kötüye gitti. Her derste ayağına bir taş daha bağlanıyor gibiydi. Her sınavda kendinden biraz daha uzaklaşıyordu. Sonunda itiraf etti: “Bu yol benim yolum değil!” Onca emeğini, kendi elleriyle masaya bıraktı. Bu, onun için elbette kolay olmadı. “Boşa mı gitti?” sorusu her aynada karşısına çıktı.

Geriye dönüp baktı ve kendine sordu: “Bunu neden yaptım?” Cevap çok basit ve acıydı. İnsan çok istediği şeyin önüne geçmekte çok zorlanır. Müge’yle yaşayacağı hayatın heyecanı, tıbbın gerçeklerini örtmüştü. “Şimdiki aklım olsaydı asla böyle bir seçim yapmazdım.” diye düşündü.

Peki, Yusuf’un aklı nereye gitmişti?

İnsan karar verirken duyguları aktifleştiği için heyecanlanır. Heyecanlandığında gözünün önündekini göremez hale gelir. İşte kişi, bu yüzden yanlış karar verir. Yusuf tıp okumuyordu; Müge’yle kurulacak bir evin hayalini okuyordu.

İnsanlar istedikleri şeyler uğruna çok çaba sarf ederler. Bazen bir eşya, bazen bir ilişki veya bir kariyer için aylarını hatta yıllarını verebilirler. Hesaplayamadıkları maliyetler, öngöremedikleri olumsuzluklarla karşılaşırlar. İşin başında düşündükleri sahne ile sonunda gördükleri birbirinden farklıdır.

Aslında Yusuf’un giden aklı değildi. Sadece bir süreliğine, sevdiği kızın gölgesinde kalmıştı. Şimdi gölge çekilmişti ve ilk defa kendi ayak izlerini görüyordu. Müge’yi tanıdığını düşünmüştü. Ama hayat ona hiç tanımadığını göstermişti. O yüzden tanımaya kendinden başlamalıydı. Gerçekten “Ben kimim?” sorusu ile yeni bir yolculuğa çıkacaktı. Sadece isteklerinin peşinden koşan bir Yusuf yoktu. Artık neyi neden yaptığını bilen bir Yusuf olmalıydı. Kendisi nelerden hoşlanırdı? Nelere üzülürdü? Hangi alanlarda başarılıydı veya kendini nerelerde geliştirmeliydi? Aslında herkesin yolculuğu kendiyle başlamalıydı.

Loading spinner

29 Responses

  1. İnsan neyi sevdiğini, neyi sevmediğini, neyi yapıp neyi yapamayacağını bildiğinde daha doğru kararlar alır. Kendisini zorlaması gereken yerleri daha iyi görür. Bu yüzden
    herkesin yolculuğu kendiyle başlamalı….
    Kendi hayat sahnesinde figüran kalmamak için…

  2. Bugün de Yusuf’a üzüldük 🙁
    Ama demek ki bazen hayal kırıklıkları da insanın bilincini açıyor. Neyin neye sebep olacağını bilemiyor insan.
    Yine de neyi neden istediğimize kafa yormamız gerekiyor anlaşılan 🙂

  3. “Şimdiki aklım olsaydı” ne kadar da sık kullanılan bir cümle. Dememek için önce kendi yoluna bakmak, önce kendinin iyi bir ben olması çok önemli bir detay…

  4. İnsan sürekli bir şeyler olsun diye çabalıyor. Okul, iş, kariyer, eş her ne için çabalıyorsa öncelikle kendini tanımalı. Hayat bir yolculuksa kendini tanı ki yoldakilerle de iyi ilişkiler kurabilesin..

  5. Şimdiki aklı tüm zamanlara taşımak istiyoruz. Gözlerimiz perdelenmesin hep kârlı seçimler yapalım … Aklını nerede kaybettin deriz mesela… Akıl ve suyhuları yönetmrnin bir stratejisi olmalı🥰

  6. “İnsanın yolculuğu önce kendiyle başlamalıydı.” Ne kadar da gerçek bir cümle ve ne kadar da bu gerçeğe uzak kaldık.

    1. Başkalarını düşünerek bir şeyleri yaparken daha iyi bir insan olduğumuzu zannediyoruz. Oysaki kendimizi toparlamadan başkalarını toparlama hakkımız da pek olmuyor ne garip.

  7. İnsanda istek en doğal süreç. Ama sorulması gereken bir kaç soru ve alınması gereken cevaplar var. Peki neden soru sorar ve cevap bekleriz? Çünkü o cevaplar aslında istediğim şeyin faydası var mı yok mu bunu daha görünür ve net kılar.

  8. Ah Yusuf Ahh.. Çoğumuz bir zamanlar bir Yusuftuk belki de… Ama ne demişler? “Gün bu gün, saat bu saat..” Biz işimize bakalım 🙂

  9. İnsan bazen de yaşadıklarıyla acı da olsa yapması gerekeni fark ediyor. Ama insan bunu yaşarken zamanından,sağlığından,… maddi manevi kayıplar yaşıyor. İnsanın kendini fark etmesi için zamanı, sağlığı, psikolojisi … çok kıymetli.

  10. Yusuf’un hatası çalışmak değil, ne için çalıştığını fark edememesiydi. Bazen insan hedefe değil, hedefin arkasındaki hayale bağlanır. Kendini tanımadan verilen kararlar ise kişiyi kendi yolundan uzaklaştırabilir. Bu yüzden doğru seçimlerin ilk adımı, insanın önce kendisini tanımasıdır.

  11. Şimdiki aklım olsaydı? Peki şu anki aklımla geçmişteki aklım arasındaki fark ne? ya da ortalığı karıştıran aklım mı😊

    1. Her zaman kendimizleyiz. Kendimizden kaçamıypruz. O zaman ben kimim? Bunu iyi bildiğimde kendimi değiştirmek istediğimde de iyi stratejiler bulabilirim 😉

  12. Aslında basit bir soruydu “Ben kimim?” Arka planda “Tüm enerjimi ve zamanımı ne için harcarsam mutlu olurum?” sorusunun da cevabını verecekti bize.

  13. Nasıl bunu yaptımları anlattu bize Yusuf😉 insan gerçekten bir şeyi.çok isteyince çok yanlış seçimler yapabiliyor.

  14. Evet insan önce kendiyle başlamalı tanımaya,tanışmaya. Ben kimim sorusunu sormalı. Gerçekten de tanımaya çalışmalı, yüzleşmeli. Aynaya baktığı kişiyi,isteklerini bilmeli.
    Sonrası sonra ☺️

  15. Hedef sandığımız şeylerin bazen bir duygunun peşinden gitmek olduğu çok güzel ifade edilmiş 👌🏻🌸

  16. İnsanın hedefi olmadan hareket etmesi ile bir hedef için harekete geçmesi aynı şey değil, aynı sonuçlara ulaştırmıyor 🌻

  17. Ve bir gün ne olursa olsun gölgeler kalkar ve gerçekler gün yüzüne çıkar. ne kadar gerçeğe uyumluyuz bunu sordurtan bir yazı olmuş…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir