Işıl ışıl bir bahar sabahında, sakin bir ev ortamıydı. İşte tam da Melike’nin istediği an buydu. Kokusu tüm odaları saran kahvesinden bir yudum aldı. İçine derin bir nefes çekti. O nefesle sanki bütün hücrelerine oksijen gittiğini hissetti. “Oh be! Sakinlik gibisi var mı?” sesi içinde yankılandı. Konuşmak yerine sadece uzun ve derin bir nefes aldı. Karşı koltukta oturan arkadaşı Neslihan gülümsedi:
–Yine kalabalıklar içinden kurtuluşunu kutlayan bir Melike görüyorum.
–“Kalabalık” dünyanın en korkutucu ifadesi bence. Aslında bu bir kurtulma isteği değil çünkü insanları seviyorum. Sadece sayılar arttıkça bende bunalım başlıyor. Bak burada seninle kahve eşliğinde ne güzel muhabbetimizi ediyoruz. Mis gibi, ben bu ortama saatlerce varım. O kadar kişi ile kahve içmek için buluşmayı anlayamıyorum.
-Bazıları da öyle seviyor ama ne söyleyebilirsin ki Melike?
–Haklısın, söylenecek pek bir şey yok. Nitekim en yakınımdaki babamı dahi anlayamıyorum çoğu zaman.
–Neden, Ahmet amca ile bir problem mi oldu? Çok hoş sohbet, keyifli biri senin baban. Neyinden yakınıyorsun pamuk gibi adamın?
–O hoş sohbetli Ahmet amcan, bizi yine millete güldürdü. Geçen gün, dışarıda ailece gezelim istedik ama ne mümkün! Yine o meşhur telefon konuşmalarına başladı. Kaç saat konuştu inan bilmiyorum. Bildiğim tek şey etrafımızdaki herkesin konuştuğu konuya vakıf oldukları. Babam sanki telefonla konuşmuyor, adeta ulusa seslenişini gerçekleştiriyordu. Kiracısı ödeme yapmamış diye emlakçıya iki saat verdi veriştirdi. Tabi ki biz o arada gideceğimiz yeri bulamadık. En sonunda telefonunu kapatabildi ve birinden yol tarifi için bilgi istedi. Soru sorduğu adam ne dese beğenirsin?
–Yani ne söyleyebilir yolun tarifini vermiştir. Onu da tabi ki biliyorsa.
–Ah canım benim keşke öyle olsa… ‘Abi ben o sorduğun yeri bilmiyorum ama çok merak ettim. Kiracı parayı gönderdi mi ya?
–Çok güldüm ne kadar tatlı bir anı olmuş.
–Lütfen ama bu durumun neresi tatlı Neslihancım? Beni bilirsin sakinliği, sessizliği, kendi halinde yaşamayı severim. Babam bir o kadar çok konuşmayı ve hatta yüksek sesli konuşmayı seviyor. İnan ilişkimizi yönetirken çok yoruluyorum. Söylememe rağmen hala aynı şekilde konuşmaya devam ediyor. Bu durumda beni üzüyor ve oradan kaçıp gitmek istiyorum.
–Peki, sence seni neden bu kadar zorluyor babanın bu konuşmaları?
–Çok konuşması ne olacak işte?

Arkadaşı Neslihan’ın sorusu ile aslında neden kaçmak istediğini fark etti. Neden babasının çok konuşmasından rahatsız olduğunu anladı. Cevabı; kendinin konuşmaktan hoşlanmıyor oluşuydu. Az kelime kullanıp, çok hissederek hayatını devam ettirmek istiyordu.
İnsanın yaradılıştan gelen özelliklerini geliştirmesi gerekir. Hayat ise bunun için insanın etrafına zıddında aynalar koyar. Her insanın hayatında; “Ne onunla ne de onsuz.” dedikleri vardır. En çok kaçmak istenilen kişiler genelde yanı başında olur. Ailesinde, arkadaş çevresinde, iş hayatında yani kaçamayacağı yerlerde beliriverir.
Aslında hayatın insana verdiği kopya tam da oradadır. İnsan her hamlesinde kendini geliştirmek ve dününe göre daha iyi olmak ister. Bunun yolu ise kendinde olmayan yeni özellikler eklemekten geçer. Ancak insan, kendinde olmayan özellikleri almak ve kendini geliştirmek yerine, kendinden farklı olanlara şaşırmayı tercih eder.
- Hep geç kalanın, dakik olana hayret etmesi…
- Kuralı hayatının vazgeçilmezi yapanın, kurallara uymayana şaşırması…
- Konuşmayı çok sevenin, mümkünse hiç konuşmayalım diyeni anlayamaması gibi…
İnsan bazen hayatın yanı başına koyduğu kopyayı göremez.
Kendine uzak sandığı farklı davranışları problem zanneder. Oysa farklılıktan kaynaklanan olumsuz duygulardan uzaklaştığında ve kendisine ne katacağına baktığında kazancını fark edebilir.



38 Responses
Çok konuşan biri olunca kaçmaya çalışmak😊 biraz tanıdık geldi.
Meğersem o bana kopyaymış.
Kopya çekmeye ibsan kendinden başlamalıymış oysa….
Çok tanıdık.. aynaya mı baktım acaba.. .:)
Okurken sanki kendi babam anlatılıyor gibi hissettim🫢 bizde ailecek hep deriz ki” tamam telefonda konuşuyor ne kadar konuşursa konuşsun da neden bağırıyor?” Yanı başımızda kopyaymış meğer babam bize🥹
Bir kopyası da bizde var ☺️
Melike’yi o kadar iyi anlıyorum ki…
İnsan bir süre yalnızlığa alışınca da tekrar kalabalığa karışması zor oluyor. Kalabalığa karışmazsam sakin ve huzurlu yaşarım diye düşünüyor. Aksine hayat kalabalıkla güzelmiş. Eksik parçam orada saklanıyor gibiymiş.
Farklılıklar hayatımızdaki zenginlikler. Ne zaman ki kaybediyoruz o zaman kıymeti anlaşılıyor. Hala zaman varken farkı kabul edip kıymetlendirenlerden olabilmek ümidiyle 😊
İnsanın ilk önce kendinde az olanı veya yapamadığı şeylerifark etmesi gerekiyor ki yanı başına verilen kişilerden karakter eklemesi yapabilirsin.
Yani önce kendimizi anlamaya ihtiyacımız var değil mi?
İnsan farklı davranışları problem zannediyor. Sonra da olumsuz duygulara kapılıyor. Ayy çok büyük bir farkındalık uyandırdınız bende. 🌸
İnsan farkı fark edince bile hayatında çok şey değişiyor.
Bize zıt gibi gelwnlerin aslında şifamız olması… Ne garip değil mi?
Eğer bunu yapabilirse insan o zaman “-bu kişi bana karşı veya zıt değilmiş, sadece hayata benim gibi bakmıyormuş” diyebilir 🙂
Kendimizde olmayanı başkasında görüp şaşırmak yerine onun olumlu özelliklerini kendimize katmak.Her anlamda yüksek kalite.
İnsan her alanda farklılığı seviyor. Farklı kıyafetler, lezzetler, şehirler …
Konu kendinden farklı yapıda insana gelince ise ne yapacağını bilemiyor, sürecini yönetemiyor bu sefer de farklı olandan kaçıyor. Ama nihayetinde kaçan kovalanır değil mi 🙂
Farklı insanlar kaçtıkça en yakına geliyor.
Ne onunla ne onsuz 🙂 iyi ki varlar 🙂
İlişkilerdek en önemli problem bu farklılıkların sebebini bilmiyor oluşumuz.
İnsan çok basit olan şeyleri görmediği için gerçekten problemin kaynağının bu olabileceği aklına bile gelmiyor.
Nedenleri anlayınca insan tahammül anlayış gösterebiliyor. Sabrı da artıyor, öğrenmesi de.
Etrafımızda bizden farklı düşünen insanlar hep var olacak. O insanlarla ilişki kurabildiğimizde kendimizi geliştirmeye başlayacağız.
Hayatın verdiği kopya yanı başımızdakilerde. İnsan kendini burada zorlasa demek ki ne cevaplar gizli aslında…
İnsan dönüp dolaşıp gene kendinde az yada fazla olanla sıkıntı yaşıyor 😊 Aynaya baksak çok şeye çözüm var… Görebilene 😉
Aynaya bakma cesaretine… 🙂
Kaçtığımız durumlardan kaçamayacağımızı keşke biliyor olsaydık☺️
Gerçeği kabullenmeyi bilmek ne kadar kıymetli değil mi?
Yakınında olduğu halde görememek…
Başarıyı insanın kendisinde olmayanı katmak olduğu tanımı çok doğru. Ama insan bu bilgiyi duyana kadar hiç böyle bakmıyor. Gerçek başarı kendinden beklenmeyeni yapabilene verilir.
Çözüm ne kadar yakın ama biz göremiyoruz demek ki…
Hayatın içinde bizim istediğimiz şekilde olmayanları geçimsiz zannederiz. Oda benim için öyle düşünüyor mudur diye bakmak geliştiren şey oluyor
Farklı olandaki kendi payını görebilmek , insana ne güzel yol aldırır.🌼
Kaçtığın şey, eksik bıraktığın tarafın olabilir.
Onları sevmemize rağmen ailemizde başlayan bu farklılıkları yönetememek dış dünyadaki ilişkilerde daha fazla zorluk yaşamamıza neden oluyor. En yakınımızdaki zıtlıklar gerçekten bize şifa.
Epey oyalanıyoruz yanımızdakine kızmakla… Kaleminize sağlık
Aynadakine bakıp kopyaya başlamak, tüm mesele basit aslında… Aynadakini anlamak…
Farklılıkların sebebini bildiğimizde kaos olmuyor.
Hayatın yanı başımıza koyduğu kopyayı görmek gerçekten zor.. konuşmayı sevenlerin gözü yaşlı🥲
Çok tanıdık geldi, konuşmayı bir tık abartmak:) İnsan kendinde olmayınca, o davranışı sergileyeni problem olarak görüyor. Oysa ki değilmiş, sadece bizden farklıymış.
Bende diyorum neden etrafımdakilerin hepsi, sakin, yavaş insanlar.. demek bundanmış.. kopyalar.. şimdi onların vay haline ;))))
Farklılıkları anlamadığımızda, verilen ip uçlarını da farkedemiyoruz. Farkettiğimizde kolaylık olacakken, farkedemediğimizde problem oluyor. Hayatın kopyasını doğru anlamak dileğiyle😊